
Merhaba yol arkadaşım
Bugün seninle biraz “yol”dan ve “yürümekten” konuşalım. Hani bazen zihnimiz bir kördüğüm olur ya, ne yana çeksek çözülmez… İşte o anlarda ilahi bir nizamın fısıltısı gibi imdadımıza yetişen en eski şifadır yürümek.
Modern bilim dünyası bugün Stanford Üniversitesi’nde yapılan araştırmalarla (Marily Oppezzo ve Daniel L. Schwartz’ın o kıymetli çalışmasıyla) yürümenin yaratıcılığı %70, yeni fikir üretimini ise %81 oranında artırdığını söylüyor. Ama aslında kalp gözü açık olanlar, bu gerçeği yüzyıllar öncesinden “hâl” diliyle biliyorlardı.
Kadim Zamanların Ayak İzleri
Aristo, öğrencilerine derslerini yürüyerek anlatırdı. Buna “Peripatetizm” dediler; yani yürüyerek hakikati arama geleneği… Bu ışık, İslam coğrafyasına ulaştığında İbn Sina, Farabi ve İbn Rüşd gibi gönül ve akıl devleri bu geleneğe “Meşşailik” dediler. Arapça “meşy” kökünden gelir, yani “yürüyenler”… Onlar biliyordu ki; beden hareket edince zihin de genişler, dar kalıplardan kurtulup sonsuzluk denizine açılır.
Peki, biz bugün bu kadim sırrı kendi hayatımıza, kendi “yol”umuza nasıl dahil edebiliriz? Gel, zihnindeki düğümleri çözecek üç zarif yönteme birlikte bakalım:
1. Niyetle Çıkılan Yol: Tek Soruyla Yürüme
Yürüyüşe çıkmadan önce zihnini binbir düşünceyle yormak yerine, kalbine sadece tek bir soru bırak. “Bu konuda gönlüm ne diyor?” ya da “Beni asıl durduran hangi korkumdur?” gibi… Sonra o soruyu bir tohum gibi bırak ve cevabı kovalamayı bırak. Telefonu cebine değil, adeta bir kenara koy. Zihin baskı bittiğinde, teslimiyet başladığında konuşur. İlham, sen onu kovalamayı bıraktığında gelip omzuna konan bir kuştur.
2. Kalbin Ritmiyle Hemhal Olmak
Yürürken adımlarının bir ritmi vardır, tıpkı kalbinin atışı gibi… Bu ritme teslim ol. Meselelerini bir “sorun” gibi değil, sanki sevdiğin bir dostun sana hikâyesini anlatıyormuş gibi dışarıdan izle. İnsan kendi derdine içeriden bakınca boğulur, ama dışarıdan baktığında o derdin aslında bir derman olduğunu fark eder. Yürüyüş, sana o zihinsel mesafeyi, o şefkatli bakışı kazandırır.
3. İlhamın Notunu Tutmak
İlham nazlı bir misafirdir; gelir, selam verir ve eğer ağırlanmazsa gider. Yürüyüş bittiğinde, o dinginlik anında zihnine düşen her şeyi not al. Saçma gelse bile yaz. Çünkü Stanford’daki o araştırmanın da dediği gibi; yürüyüş beyinde yeni köprüler kurar. O köprülerden geçen ilk düşünceler, belki de hayatını değiştirecek olanlardır.
Tasavvufta yürümek sadece bir yerden bir yere gitmek değildir; o, insanın kendi iç dünyasına yaptığı mukaddes bir yolculuktur. Dervişin adımları, nefsini terbiye etmek ve kalbinin sesini duymak içindir.
Zihnin çok yorulduğunda, cevaplar sende saklandığında zorlama. Sadece çık ve yürü. Unutma ki; sen yola çıkınca, yol sana görünür.
Gönlüne sükunet, adımlarına ferahlık dilerim…
Hakan Mengüç