Göz, yalnızca gören değildir; görünenin arkasındaki hakikati de gösterendir.
İnsan diliyle kendisini saklayabilir, sözünü süsleyebilir, gönlünde olmayanı söyleyebilir. Fakat bakış, çoğu zaman kalbin önüne çekilen perdeleri aşar.
Çünkü göz, gönülde ne yanıyorsa onun ışığını dışarı taşır.
Suretin Ardındaki Hâl
Şems’in diline yakın söylersek, insanın yüzünde gördüğün şey surettir; gözlerinde hissettiğin ise hâlidir. Suret aldatabilir, hâl kolay kolay aldatmaz.
Bir insan sana sevgi sözleri söyleyebilir ama gözleri senden kaçıyorsa, orada başka bir hakikat vardır.
Bir Bakışta Bir Ömür
Bazen de hiçbir şey söylemez, yalnızca bakar; fakat o bakışta bir ömürlük yakınlık hissedersin.
Gönlün Bildiği
Tasavvufun nazarında asıl bilgi, yalnızca aklın bildiği değildir. Bir de gönlün bildiği vardır.
Gönül bir insanı cümlelerinden önce tanır; onun hâlini, niyetini, içindeki sükûnu ya da fırtınayı sezebilir. Gözler de bu gönül bilgisinin en ince kapılarından biridir.
Gözlerdeki Büyük Sır
İbn Arabî’nin dünyasında varlık, sürekli tecelli eden bir hakikattir. Her insan, o hakikatin başka bir yüzünü taşır.
Bu yüzden bir insanın gözlerine baktığında yalnızca ona değil, onun içinden sana bakan daha büyük bir sırra temas etmiş gibi olursun.
Belki de bazı bakışların bizi derinden sarsmasının sebebi budur; karşımızdakinde yalnızca bir kişiyi değil, kendimizden unuttuğumuz bir parçayı görürüz.
Hakikat Çok Konuşmaz
Şems’in ateşi ise şunu fısıldar: Hakikat çok konuşmaz. Bazen bir bakış yeter.
Çünkü kelime araya zihni koyar; bakış ise doğrudan hâle dokunur.
Kalbinize Her Gün Bir Alan Açın
Bakışın dokunduğu o sessiz yere, kendi içinizde de bir kapı açın. Her gün 10 dakikayı kendinize ayırın; durun, nefes alın ve kalbinize kulak verin.
İnşirah Meditasyonu’nu düzenli dinleyenler, perşembe akşamları Zoom üzerinden gerçekleştirdiğimiz online meditasyon buluşmalarına ücretsiz katılabilirler.
Haftalık ücretsiz meditasyonlarımıza katılmak için WhatsApp kanalımıza katılın. Böylece buluşmalarımızı takip edebilir, kendinize ayırdığınız bu zamanı birlikte paylaşabilirsiniz.
Her gün 10 dakika dur. Kendine dön. Kalbine kulak ver.
Günlük İnşirah Meditasyonu, günün telaşına bir ara vermen ve İnşirah Suresi’nin manevi gücünü kalbinde hissetmen için hazırlandı. Bu 10 dakikayı kendinden esirgeme.
Her kelime özenle seçildi
Duyacağın her kelime, duracağın her sessizlik, alacağın her nefes düşünüldü. Metnin ritminden neyin sesine kadar her ayrıntı, kendine dönebileceğin o 10 dakika için özenle hazırlandı.
432 Hz ile İnşirah’a Özel Ney Kaydı
Dinleyeceğin ney müziği, yalnızca İnşirah Meditasyonu için 432 Hz akortla özel olarak kaydedildi. Her nefesi, kendine ayırdığın bu 10 dakikaya eşlik etsin diye.
İnşirah Meditasyonu nasıl yapılır?
Günün 10 dakikası kalbine ait olsun.
Rahat bir yere otur. Bildirimleri kapat. Yetiştirilecek işler, cevaplanacak mesajlar biraz beklesin. Bu 10 dakikada başka hiçbir şey yapmadan kayda eşlik et.
İster sabah, günün telaşı başlamadan önce; ister akşam, günün ağırlığını bırakırken dinle. Her gün kendinle buluştuğun bu zamanı, hep sonraya ertelediğin bir ihtimal olmaktan çıkar.
Her gün dinle!
Her gün ruhunu besliyor musun, yoksa aç mı bırakıyor musun?
Bedenin suyu, gıdayı ister, aç kaldığında kendini belli eder. Ama ruh? Ruh aç kaldığını bağırarak söylemez. Sadece yorgunluk, huzursuzluk, “bir şey eksik” hissi olarak fısıldar. Çoğumuz o fısıltıyı yıllarca duymazdan geliriz.
İnşirah Meditasyonu, 432 Hz akortla özel olarak kaydedilen ney eşliğinde, o fısıltıyı dinleyebilmen için sessiz ve güvenli bir alan açar.
Her gün 10 dakika… Aynı sözler, aynı ney, aynı kapı. Fakat her gün o kapıdan geçen sen biraz başkasın.
Nereden dinleyebilirim?
Şimdilik sadece YouTube ve Spotify’da var.
İnşirah Meditasyonunu düzenli dinliyor musun?
İnşirah Meditasyonunu düzenli dinleyenler, perşembe akşamları Zoom üzerinden gerçekleştirilen online meditasyon buluşmalarına ücretsiz katılabilirler.
Önce aşağıdaki bağlantıdan WhatsApp grubuna katıl. Ardından perşembe akşamı Zoom üzerinden online meditasyon buluşmasına katılabilirsin.
Kırk, kadim geleneklerde bir sayı değil, bir süre ölçüsüdür. Bir şeyin gerçekten değişmesi, olgunlaşması ve yeni hâline yerleşmesi için gereken en kısa zamanı ifade eder. Bu yüzden doğumda da ölümde de, inzivada da kışın en çetin günlerinde de hep aynı sayıyla karşılaşırız. Kırk, insanın bir hâlden başka bir hâle geçmesi için ayrılan süredir.
Kısaca: Kırk; doğum, ölüm, yas, inziva ve kış gibi geçiş dönemlerinde değişimin tamamlanması için tanınan sembolik süredir. “Kırkı çıkmak”, “erbain” ve “çile” farklı bağlamlarda aynı olgunlaşma ve korunma eşiğini anlatır.
Kırk Sayısı Neden Bu Kadar Çok Yerde Karşımıza Çıkıyor?
Bir düşünün. Bebek doğar, kırkı çıkar. İnsan vefat eder, kırkı okunur. Kışın en soğuk dönemine erbain denir, yani kırk gün. Tasavvuf yolcusu inzivaya çekilir, buna çile denir, o da kırk gündür. Karantina kelimesi bile kırktan gelir.
Bu kadar çok tekrar tesadüf olamaz.
Çünkü kırk, insanlığın binlerce yıllık ortak gözleminin adıdır: Hiçbir gerçek değişim bir günde olmaz. Yara bir günde kapanmaz, yas bir günde geçmez, alışkanlık bir günde yerleşmez, insan bir günde olgunlaşmaz. Kadim kültürler bu süreye bir isim vermiş ve ona kırk demişler.
Kırkı Çıkmak Ne Demektir?
Anadolu’da kırkı çıkmak iki büyük eşikte kullanılır: doğumda ve ölümde.
Doğumda kırk, yeni doğan bebeğin ve annenin en kırılgan olduğu dönemi tarif eder. Bu kırk gün boyunca anne dinlendirilir, bebek fazla dolaştırılmaz, ev sakin tutulur. Kırkıncı günün sonunda yapılan “kırklama” töreniyle bebek ve anne yeniden hayatın olağan akışına katılır. Yani kırk, bir yasak listesi değil; bir koruma alanıdır.
Ölümde kırk ise yasın kendi ritmine ayrılan süredir. Cenazenin ardından yedisi, kırkı ve elli ikisi anılır. Bunların içinde kırk, geride kalanların kaybı kabullenmeye başladığı eşik olarak görülür. Kapılar kırk gün açık kalır, ziyaretler sürer, insan yalnız bırakılmaz.
Kırk, hem hayata gelenin hem hayattan gidenin ardından tutulan bir bekleme süresidir. İkisinde de amaç aynıdır: insanı ani geçişlerden korumak.
Erbain Nedir?
Erbain, Arapça “kırk” anlamına gelen erbaûn kelimesinden gelir ve iki farklı anlamda kullanılır.
Birincisi takvimsel erbaindir. Kış gündönümüyle, yani 21 Aralık’la başlayıp yaklaşık 31 Ocak’a kadar süren kırk günlük dönemdir. Yılın en soğuk, en karanlık, en zorlu dilimidir. Erbain bittiğinde ardından “hamsin” gelir; hamsûn Arapçada elli demektir ve elli günlük ikinci bir soğuk dönemi ifade eder. Anadolu insanı, kışı ay isimleriyle değil, bu iki süreyle ölçmüştür.
İkincisi tasavvufi erbaindir. Tasavvuf yolcusunun kırk gün boyunca insanlardan uzaklaşıp sessizliğe, tefekküre ve iç gözleme çekilmesidir. Buna halvet de denir.
İkisi arasındaki bağ tesadüf değil. Erbain, tabiatın da insanın da içine kapandığı zamandır. Toprak kışın dinlenir, tohum görünmez bir yerde bekler. İnsan da kendi kışını yaşamadan kendi baharını göremez.
Çile Nedir, Nereden Gelir?
Bugün “çile çekmek” dediğimizde aklımıza acı ve sıkıntı gelir. Oysa kelimenin kökeni bambaşkadır.
Çile, Farsça kırk anlamına gelen çihil kelimesinden gelir. Tasavvufta çile, kırk günlük bir inziva ve nefis terbiyesi dönemidir. Yani çile aslında bir acının değil, bir sürenin adıdır.
Bu ayrım önemli. Çile, insanın başına gelen bir felaket değil; insanın kendi rızasıyla girdiği bir olgunlaşma odasıdır. İçeri giren kişiyle çıkan kişi aynı değildir.
Bazı yollarda bu süre daha da uzar. Mevlevilikte çile bin bir gün sürer; yolcu bu süre boyunca dergâhın mutfağında hizmet eder. Ney nasıl kamışlıktan koparılıp içi boşaltılarak ses vermeye başlıyorsa, insan da ancak kendi içini boşaltarak bir sese dönüşür.
Yunus Emre’nin menkıbesi de bu yüzden hâlâ anlatılır. Taptuk Emre’nin dergâhında yıllarca odun taşımış, bir kez olsun eğri odun getirmemiştir. Ona sorulduğunda verdiği cevap bilinir: bu kapıdan eğri bir şeyin geçmesine gönlü razı olmamıştır. Sufilerin anlattığı olgunlaşma, işte bu sabrın adıdır.
Kırk Sayısı Diğer Kültürlerde
Kırk, yalnızca bizim coğrafyamıza ait değildir. Neredeyse bütün kadim geleneklerde aynı eşiği işaret eder:
Mezopotamya ve Anadolu: Tufan anlatısında yağmurun kırk gün kırk gece sürmesi, dünyanın yeniden kurulmasının süresi olarak anılır.
İbrani geleneği: Musa’nın dağda geçirdiği kırk gün ve çölde geçen kırk yıl, bir topluluğun zihniyet değiştirmesi için gereken zamanı temsil eder.
Hristiyan geleneği: Büyük Perhiz (Lent) kırk gün sürer; İsa’nın çölde geçirdiği kırk günün anısına tutulur.
İslam geleneği: Vahyin Hz. Muhammed’e kırk yaşında gelmesi, olgunluk yaşının sembolü olarak yorumlanır.
Slav ve Ortodoks kültürü: Vefatın kırkıncı günü, tıpkı bizdeki gibi özel bir anma günüdür.
Hint geleneği: Bazı adak ve arınma uygulamaları kırk günlük bir disiplinle yürütülür.
Türkçe: Kırklar Meclisi, kırk haramiler, kırk gün kırk gece süren düğünler… Masallarımız bile kırkla ölçülür.
Karantina Kelimesi Nereden Geliyor?
İşte hepsinin içindeki en şaşırtıcı detay.
On dördüncü yüzyılda veba Avrupa’yı kasıp kavururken, Akdeniz’in liman şehirleri gelen gemileri şehre almadan önce açıkta bekletmeye başladı. Ragusa (bugünkü Dubrovnik) 1377’de otuz günlük bir bekleme uyguladı; buna trentino dendi. Venedik ise süreyi kırk güne çıkardı ve bu uygulamaya Venedik lehçesinde kırk anlamına gelen quaranta kelimesinden türeyen quarantena adını verdi.
Bugün dünyanın hemen her dilinde kullanılan karantina kelimesi, doğrudan doğruya “kırk gün” demektir.
Yani modern tıbbın en temel korunma yöntemlerinden biri, kadim kültürlerin binlerce yıldır kullandığı aynı süre ölçüsünü miras almıştır.
Bilim Kırk Günü Doğruluyor mu?
İlginç biçimde evet, en azından en somut örnekte.
Modern tıpta doğum sonrası dönem (lohusalık) yaklaşık altı hafta olarak tanımlanır. Dünya Sağlık Örgütü’nün doğum sonrası bakım rehberleri de bu dönemi doğumdan sonraki altı haftayı kapsayacak şekilde ele alır. Bu sürede rahim eski hacmine döner, doku onarımı büyük ölçüde tamamlanır ve annenin bedeni yeni dengesine yerleşir.
Altı hafta kırk iki gündür.
Yüzlerce yıl önce hiçbir laboratuvar imkânı olmadan, sadece gözlemle “kırkı çıkmadan dışarı çıkma” diyen insanlarla bugünün tıbbı aynı süreyi işaret ediyor. Kadim bilgi çoğu zaman ölçmeden bilmiştir; bilim ise sonradan gelip o bilgiyi doğrulamıştır.
Türkçede Kırk
Dilimiz bu sayıyla o kadar iç içedir ki farkına bile varmayız:
Kırk yıllık dost
Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı var
Kırk fırın ekmek yemek
Kırk yılda bir
Kırk tarakta bezi olmak
Sana kırk kere söyledim
Bu deyimlerin hepsinde ortak bir anlam gizli: kırk, “çok” demek değildir; “yeterince” demektir. Bir dostluğun sınanması, bir insanın olgunlaşması, bir hatıranın kalıcı olması için gereken süredir.
Peki Bu Bilgi Bugün Ne İşe Yarar?
Çağımızın en büyük yorgunluklarından biri, her şeyin hemen olmasını beklemek.
Bir kararı bir gecede vermek istiyoruz. Bir yasın bir haftada geçmesini bekliyoruz. Bir alışkanlığın üç günde yerleşmesini umuyoruz. Olmayınca da kendimizi suçluyoruz: “Demek ki ben beceremiyorum.”
Oysa mesele beceriksizlik değil, sabırsızlık.
Yıllardır anlattığım DAT Sistemi’nde (Durum–Anlam–Tepki) şunu söylüyorum: bizi asıl etkileyen yaşadığımız olaylar değil, o olaylara yüklediğimiz anlamlardır. Kırk günün yaptığı şey de tam olarak budur. Kırk gün senin başına geleni değiştirmez; ona verdiğin anlamın olgunlaşmasına zaman tanır. İlk gün “her şey bitti” diyen insanla kırkıncı gün aynı olaya bakan insan, aynı kişi değildir. Değişen olay değildir. Değişen, anlamdır.
Belki de bugün senin ihtiyacın olan şey yeni bir bilgi değil, biraz zaman.
Kendine kırk gün ver.
Bir alışkanlık için, bir yas için, bir karar için, bir kırgınlık için. Her sabah aynı şeyi yapmaya devam et ve sonucu kırkıncı günden önce sorgulama. Toprağa attığın tohumu her gün yerinden çıkarıp kök salıp salmadığına bakmıyorsun. Ona zaman tanıyorsun.
İnsan da öyledir.
Sık Sorulan Sorular
Kırkı çıkmak ne demek? Doğumda, bebeğin ve annenin en hassas olduğu kırk günlük korunma döneminin tamamlanmasını ifade eder. Ölümde ise vefatın üzerinden kırk gün geçmesini ve bu vesileyle yapılan anmayı anlatır.
Erbain ne zaman başlar, ne zaman biter? Takvimsel erbain kış gündönümüyle, yani 21 Aralık’ta başlar ve yaklaşık kırk gün sürerek 31 Ocak civarında sona erer. Ardından elli günlük hamsin dönemi gelir.
Çile ile erbain aynı şey mi? Büyük ölçüde aynı uygulamayı anlatırlar. Erbain Arapça, çile ise Farsça kökenlidir ve her ikisi de kırk anlamına gelir. Tasavvufta kırk günlük inziva ve iç gözlem dönemini ifade ederler.
Karantina kelimesi gerçekten kırktan mı geliyor? Evet. Venedik’te salgın döneminde gemilere uygulanan kırk günlük bekleme süresinden, Venedik lehçesinde kırk anlamına gelen quaranta kelimesinden türemiştir.
Hakan Mengüç Hakkında
Eserleri 30’a yakın dile çevrilen Hakan Mengüç, uluslararası çok satan kitapları ve 11 yayımlanmış eseriyle dünyanın farklı coğrafyalarındaki okurlarla buluşmaya devam ediyor.
Besteleriyle de kalplere dokunan Hakan Mengüç, aynı zamanda bir ney virtüözü ve piyanisttir. Müzikleri, dijital platformlar aracılığıyla 60’tan fazla ülkede dinlenmektedir.
Hakan Mengüç, nefes, mindfulness ve farkındalık odaklı hafta sonu kampları düzenlemektedir. Kamplarda, geliştirdiği DAT (Durum–Anlam–Tepki) sistemi çerçevesinde uygulamalı çalışmalar yapılmaktadır. Güncel kamp takvimine https://www.hakanmenguc.org/etkinlik-takvimi/ adresinden ulaşabilirsiniz.
Hakan Mengüç’ün kitapları 30’a yakın dile çevrildi. Çevrilen dillerden biri de Özbekçe: yazarın on bir kitabından dokuzu Özbekçede yayımlandı. Çeviriler basılı kitapla da sınırlı kalmadı; Hiçbir Karşılaşma Tesadüf Değildir Özbekçe sesli kitap olarak seslendirildi ve YouTube’daki kayıt 400 binden fazla kez izlendi.
Hakan Mengüç’ün Özbekçeye çevrilen kitapları
Yazarın eserleri Özbekistan’da Zukko Kitobxon yayınevi tarafından yayımlanıyor. Özbekçede satışta olan kitaplar ve Türkçe karşılıkları şöyle:
Özbekçe adı
Türkçe orijinali
Ҳеч бир учрашув тасодиф эмас / Hech bir uchrashuv tasodif emas
Hiçbir Karşılaşma Tesadüf Değildir
Қалбингиз соф бўлса, ҳикоянгиз бахтли якунланар
Kalbin Temizse Hikâyen Mutlu Biter
Мен найман
Ben Ney’im
Бир истагингиз рўёбга чиқса, бир хайр — рўёбга чиқмаса, минг хайр изланг
İstediğin Bir Şey Olursa Bir Hayır, Olmazsa Bin Hayır Ara
Кетсаммикан ёки қолсаммикан
Gitmeli miyim Kalmalı mıyım
Йўлга чиқсангиз манзил кўринади
Sen Yola Çık Yol Sana Görünür
Бахтни сиздан кўрган — мезбон, қолгани меҳмон
Mutluluğu Sende Bulan Senindir Ötesi Misafir
Барқарор муносабатлар сири
Uzun İlişkilerin Sırrı
Hiçbir Karşılaşma Tesadüf Değildir ayrıca Latin alfabesiyle ikinci bir baskı olarak da yayımlandı; Özbekçedeki toplam kitap sayısı böylece dokuza ulaşıyor.
Bu liste tek başına bir şeyi gösteriyor: Özbekçe çevirileri, birkaç kitaptan oluşan bir seçki değil, külliyatın neredeyse tamamı. Bir yazarın tek bir kitabının çevrilmesi bir denemedir; kitaplarının art arda çevrilmesi ise o ülkede kalıcı bir okur kitlesi oluştuğunun işaretidir.
Özbekçe baskının künyesi
Kitap: Hech bir uchrashuv tasodif emas (Hiçbir Karşılaşma Tesadüf Değildir)
Çevirmenler: Zarina Tojiyeva ve Ergashboy Matyoqubov
Yayınevi: Zukko Kitobxon
Yayın yılı: 2022 | Sayfa: 224 | ISBN: 978-9943-8021-2-4
Kitap Özbekistan’da Asaxiy üzerinden satışa sunuluyor.
Özbekçe sesli kitap 400 binden fazla dinlendi
Kitabın Özbekçe sesli kitap kaydını Baxtiyor Mo’minov seslendirdi. Seslendiren kişi, kaydı Zukko Kitobxon yayınevinin talebi üzerine hazırladığını belirtiyor. YouTube’da yayımlanan sesli kitap 400 binden fazla izlenmeyle, yazarın yurt dışındaki en çok dinlenen içeriklerinden biri oldu.
Bir kitabın yabancı bir dilde dinlenmesi, çevrilmiş olmasından farklı bir şeyi gösterir: metnin o dilde kendine bir okur kitlesi bulduğunu.
Hiçbir Karşılaşma Tesadüf Değildir ne anlatıyor?
Kitap, arayış içindeki genç bir sufi ile aklı karışık genç bir kızın çıktığı yedi günlük bir yolculuğu anlatıyor. Yanlarında para, yiyecek, yedek kıyafet yok; en önemlisi de hiçbir planları yok. Şehir şehir dolaşıp başladıkları yere döndüklerinde ise hiçbir şey eskisi gibi değildir.
Hikâyenin merkezinde tek bir soru duruyor: İnsan yalnızca yedi günde değişebilir mi? Kitap bu soruyu doğrudan cevaplamak yerine, yol boyunca karşılaşılan insanlar üzerinden düşündürüyor. Yolda tanışılan her kişi, kahramanların kendilerine dair fark etmedikleri bir yanı görünür kılıyor.
Kitabın adındaki fikir de buradan geliyor. “Hiçbir karşılaşma tesadüf değildir” demek, hayatın önümüze çıkardığı insanların ve olayların rastlantı olmadığını, her birinin insana kendini tanıtan bir tarafı bulunduğunu söylemek demektir.
Anlatının arka planında tasavvuf düşüncesi var. Mutasavvıfların yüzyıllar önce dile getirdiği “yolculuk” fikri, burada modern bir okurun anlayacağı sade bir dille yeniden kuruluyor: Yola çıkan kişi bir yeri değil, aslında kendini keşfeder.
Kitaplar neden farklı dillerde karşılık buluyor?
Bir metnin çevrildiği dilde de okunması, çoğu zaman şu üç özellikten geçiyor:
Kültüre özel referanslara yaslanmaması. Hikâyeler, yalnızca Türkiye’de yaşayan birinin bileceği ayrıntılar üzerine kurulmuyor. Yol, karşılaşma, vazgeçiş ve kendini tanıma her coğrafyada anlaşılan temalar.
Sade bir dil. Cümleler kısa ve açık. Bu, çeviride anlamın dağılmasını önlüyor; seslendirmede de metni dinlenebilir kılıyor.
Ortak bir düşünce mirası. Özbekistan, tasavvuf geleneğinin köklü olduğu coğrafyalardan biri. Kitapların oradaki okurla kurduğu bağın bir kısmı bu ortak zeminden geliyor.
30’a yakın dil: Özbekçe tek örnek değil
Hakan Mengüç’ün on bir yayımlanmış eseri 30’a yakın dile çevrildi. Bu çeviriler arasında İngilizce ve Almanca gibi Avrupa dillerinin yanı sıra Orta Asya ve Balkan dilleri de bulunuyor. Özbekçe, çeviri sayısının en yüksek olduğu ve okur ilgisinin somut biçimde ölçülebildiği örneklerden biri.
Yazarın uluslararası görünürlüğü kitaplarla da sınırlı değil. Ney virtüözü ve piyanist olan Mengüç’ün besteleri, dijital platformlar aracılığıyla 60’tan fazla ülkede dinleniyor.
Sesli kitap: okurun değil, dinleyicinin de kitabı
Sesli kitap, bir metnin baştan sona seslendirilerek ses kaydı biçiminde sunulmasıdır. Son yıllarda dünyada hızla büyüyen bir alan; çünkü kitap okumaya vakit ayıramadığını düşünen kişiye yolda, işte, yürürken de metne ulaşma imkânı veriyor.
Özbekçe kaydın 400 binin üzerinde izlenmesi de bunu gösteriyor. Kitabı eline alma fırsatı bulamayan pek çok kişi, onu dinleyerek tamamlamış oluyor.
Sık Sorulan Sorular
Hakan Mengüç’ün kitapları kaç dile çevrildi?
On bir yayımlanmış eseri 30’a yakın dile çevrildi. Bunlardan dokuzu Özbekçede yayımlandı.
Hakan Mengüç’ün hangi kitapları Özbekçeye çevrildi?
Hiçbir Karşılaşma Tesadüf Değildir, Kalbin Temizse Hikâyen Mutlu Biter, Ben Ney’im, İstediğin Bir Şey Olursa Bir Hayır Olmazsa Bin Hayır Ara, Gitmeli miyim Kalmalı mıyım, Sen Yola Çık Yol Sana Görünür, Mutluluğu Sende Bulan Senindir Ötesi Misafir ve Uzun İlişkilerin Sırrı Özbekçede yayımlandı. Hiçbir Karşılaşma Tesadüf Değildir’in ayrıca Latin alfabesiyle ikinci bir baskısı var.
Kitabın Özbekçe sesli kitabını kim seslendirdi?
Kaydı Baxtiyor Mo’minov seslendirdi. Sesli kitap, Zukko Kitobxon yayınevinin talebi üzerine hazırlandı ve YouTube üzerinden yayımlandı.
Kitabı okumak için tasavvuf bilmek gerekir mi?
Gerekmiyor. Kitap bir hikâye üzerinden ilerliyor ve tasavvufi düşünce, terimlerle değil olaylarla aktarılıyor. Bu alana ilgi duymayan bir okur da metni bir yolculuk anlatısı olarak takip edebilir.
Hakan Mengüç Hakkında
Eserleri 30’a yakın dile çevrilen Hakan Mengüç, uluslararası çok satan kitapları ve 11 yayımlanmış eseriyle dünyanın farklı coğrafyalarındaki okurlarla buluşmaya devam ediyor.
Besteleriyle de kalplere dokunan Hakan Mengüç, aynı zamanda bir ney virtüözü ve piyanisttir. Müzikleri, dijital platformlar aracılığıyla 60’tan fazla ülkede dinlenmektedir.
Hakan Mengüç, nefes, mindfulness ve farkındalık odaklı hafta sonu kampları düzenlemektedir. Kamplarda, geliştirdiği DAT (Durum–Anlam–Tepki) sistemi çerçevesinde uygulamalı çalışmalar yapılmaktadır. Güncel kamp takvimine https://www.hakanmenguc.org/etkinlik-takvimi/ adresinden ulaşabilirsiniz.
Çünkü insan, kaderine açılan kapıdan yalnızca kendi cesareti ile geçebilir. Bazı yolculuklar vardır ki yanında kalabalıklar olsa bile aslında içsel olarak tek başınasındır. Çünkü o yol, başkalarının sana eşlik edebileceği değil; senin kendini tanıyacağın bir yoldur.
Hayatta bazı dönemler gelir. Eski alışkanlıkların artık sana dar gelmeye başlar. Daha önce sana güven veren şeyler anlamını kaybeder. İnsanlar değişir, yollar ayrılır, bazı kapılar kapanır. O anlarda çoğu insan kaybolduğunu düşünür. Oysa bazen kaybolmak, insanın kendine giden yolu bulmasının başlangıcıdır.
Çünkü her insanın içinde sadece kendisinin yürüyebileceği bir yol vardır.
Bu yol boyunca karşına çeşitli işaretler çıkar. Bazen gökyüzünde süzülen bir kuş, bazen yüzüne dokunan bir rüzgâr, bazen hiç tanımadığın bir insanın söylediği tek bir cümle… Dışarıdan bakıldığında sıradan görünen bu anlar, insanın iç dünyasında büyük kapılar açabilir.
Yeter ki kalbin onları okuyabilsin.
Çünkü hayat çoğu zaman bize cevapları doğrudan vermez. Bazen sorularımızın karşılığını bir olayla, bazen bir karşılaşmayla, bazen de uzun zamandır fark etmediğimiz bir duyguyla gösterir.
Belki de bu yüzden bazı karşılaşmalar tesadüf gibi görünür ama aslında insanın kendi yolculuğunda bir anlam taşır.
Bir gün dönüp geriye baktığında anlarsın: Bazı gecikmeler seni korumak içindir. Bazı ayrılıklar seni büyütmek içindir. Bazı yalnızlıklar ise seni kendine yaklaştırmak içindir.
Çünkü insan bazen başkalarının sesleri arasında kendi sesini kaybeder. Yalnız kaldığında ise içinde yıllardır bekleyen o sessiz sesi duymaya başlar.
Yalnız yürüdüğün yollar, seni cezalandırmak için değil; seni hazırlamak için karşına çıkar.
O yollarda sabrı öğrenirsin. Kendine güvenmeyi öğrenirsin. Kontrol edemediğin şeyleri teslim etmeyi öğrenirsin.
Ve sonunda fark edersin ki aslında hiçbir adımını tamamen yalnız atmamışsındır.
Çünkü hayat, yürüyene yol gösterir. Bazen bir insanla, bazen bir kitapla, bazen bir cümleyle, bazen de kalbinin içinde doğan küçük bir fark edişle…
Bazı yollar yalnız yürünür. Ama o yolların sonunda insan, en değerli yol arkadaşını bulur: Kendisini.