Kalbin temizse hikayen mutlu biter!

Neden Hep Aynı Tip İnsanları Hayatımıza Çekeriz? Tekrarlama Zorlantısı Nedir?

Sigmund Freud, 1920’de yayımladığı Haz İlkesinin Ötesinde adlı eserinde bu durumu “tekrarlama zorlantısı” olarak tanımladı. Buna göre zihin, kapanmamış yaraları unutmaz; farklı kişiler ve olaylar üzerinden yeniden yaşatır. Bu yüzden hayatımızda kişiler değişse de aynı sorunlarla karşılaşabiliriz. Çünkü içimizde tamamlanmamış bir hikâye, kapanana kadar kendini tekrar eder.

Yani mesele şanssızlık değil. Mesele, fark edilmemiş bir kalıbın sessizce hayatına yönetmenlik yapmasıdır.

Freud bu kavramı nasıl fark etti?

Freud, birbirinden çok farklı üç yerde aynı şeyi gördü.

Birincisi 1. Dünya Savaşı’ndan dönenlerdi. Cephede yaşadıkları dehşeti geride bırakmak isteyen insanlar, geceleri o sahneyi rüyalarında yeniden yaşıyordu. Oysa rüyanın işi, klasik teoriye göre, insanı rahatlatmaktı. Burada tam tersi oluyordu.

İkincisi kendi torununun oyunuydu. Annesi işe gitmek için evden çıktığında huzursuzlanan torunu, elindeki makarayı ipiyle uzağa fırlatıp geri çekiyor, bunu saatlerce yapıyordu. Gidişi ve dönüşü, kendi eliyle, defalarca tekrar ediyordu. Freud’a göre katlanamadığı şeyi oyuna çevirerek üzerinde söz sahibi olmaya çalışıyordu.

Üçüncüsü ise danışanlarıydı. Geçmişte yaşadıkları ilişkiyi hatırlamak yerine, aynısını terapistleriyle kurmaya başlıyorlardı.

Freud bu üçünü yan yana koyduğunda şunu gördü: İnsan, hatırlayamadığı şeyi yaşayarak hatırlar.

Neden acı veren şeyi tekrarlarız?

1. Tanıdık olan, iyi olandan daha güvenli hissettirir

İlginçtir ki zihin huzuru değil, kesinliği ve öngörülebilirliği tercih eder. Bildiği acı, bilmediği huzurdan daha az tehdit edicidir; çünkü bildiği acının nasıl biteceğini bilir. Dahası, o ilişkide nasıl davranması gerektiğini de bilir. Rolü ezberlemiştir.

Michigan Üniversitesi’nden psikolog Robert Zajonc’un 1968’de Journal of Personality and Social Psychology‘de yayımlanan çalışması bunu net biçimde gösterdi: İnsanlar, tekrar tekrar karşılaştıkları uyaranları — anlamlarını hiç bilmeseler bile — daha çok sevdiklerini söylüyorlardı. Sırf tanıdık oldukları için. “Maruz kalma etkisi” adı verilen bu bulgu, neden bize iyi gelmeyen bir kalıba doğru çekildiğimizi anlamamıza yardım eder. Tanıdıklık, zihinde güvenle karıştırılır.

Sürekli eleştirilerek büyümüş biri, yetişkinlikte kendisini eleştiren insanların yanında tuhaf bir aşinalık hisseder. Orası acıtır ama yabancı değildir. Bir tür “ev” duygusu verir.

Ve bu yüzden birçok insan, kendisine iyi davranan biriyle tanıştığında huzur değil, açıklayamadığı bir tedirginlik yaşar. Beden alarma geçer, çünkü sahne alışıldık değildir.

2. “Bu kez kontrol bende” duygusu

Çocuklukta yaşanan acıların ortak özelliği şudur: Kişi o sırada edilgendir. Kontrol onda değildir. Ne olacağını seçemez, ne zaman biteceğini bilemez, durduramaz.

Yetişkinlik ise bir fırsat sunar. Aynı acıyı bu kez kendi seçimiyle yaşamak. Freud’un makarayı fırlatıp geri çeken torunu tam olarak bunu yapıyordu: Başına gelen ayrılığı, kendi eliyle sahneleyerek yönetilebilir hale getirmeye çalışıyordu. Başına gelen şeyi yapan taraf olmak, insana geçici bir rahatlama verir.

Geçmişinde terk edilmiş biri, yetişkinlikte bağlanmakta zorlanan, mesafeli ya da kararsız insanlara ilgi duyabilir. Bilinçli düzeyde bundan kaçınmak ister; ama o ilişkiye girerken içten içe “bu sefer ben seçtim” der. Edilgen değildir artık. Acı aynıdır, fakat kapısından kendi ayağıyla girmiştir.

Sorun şu ki, kontrol duygusu acıyı hafifletmez. Sadece onu daha katlanılır gösterir.

3. “Bu kez onarabilirim” umudu

Üçüncü gerekçe en insanisidir: İyileştirme arzusu.

Kişi, yarasını açan sahneyi bilinçdışında yeniden kurar; çünkü bu kez farklı bitirmeyi umar. Duygusal olarak ulaşılmaz bir ebeveynle büyüyen biri, yetişkinlikte de kolay bağlanamayan insanlara çekilir. İçindeki cümle nettir: “Bu kişiyi kazanabilirsem, o zamanki eksik de kapanacak.”

Örneğin narsist bir ilişkiden yaralanmış biri, aradan yıllar geçse de benzer bir insanla karşılaştığında tuhaf bir çekim hisseder. Bu kez ilişkiyi istediği yere getirebilirse, geçmişte kapanmamış olanın da kapanacağını umar.

Ama burada bir yanılgı vardır. Yeni bir final için yeni bir rol gerekir; aynı rol, aynı sonu getirir. Böylece onarma çabası zamanla bir takıntıya dönüşür ve kişi iyileşmek yerine aynı acıyı tazeler.

Erken öğrenilen kalıp, sonraki ilişkilerin haritası olur

İnsan ilk ilişkisinde sevginin nasıl bir şey olduğunu öğrenir. Bekleyerek mi gelir, hak ederek mi kazanılır, yoksa her an gidebilir mi? Bunların hepsi kayda geçer.

Minnesota Üniversitesi’nde Alan Sroufe ve ekibinin otuz yılı aşkın süre boyunca aynı kişileri çocukluktan yetişkinliğe kadar izlediği boylamsal araştırma, erken dönemde kurulan bağlanma örüntülerinin yetişkinlikteki ilişki biçimlerini şaşırtıcı bir tutarlılıkla haber verdiğini ortaya koydu.

İnsan, ilk öğrendiği ilişki haritasını yanında taşır. Şehir değişir, harita aynı kalır.

Tekrarlama zorlantısı günlük hayatta nasıl görünür?

Bu kalıp genellikle büyük dramlarla değil, küçük tekrarlarla kendini belli eder:

  • Farklı insanlarla, tuhaf biçimde hep aynı tartışmayı yaşamak
  • İlişkilerde hep aynı noktada — genellikle yakınlaşmanın tam eşiğinde — geri çekilmek
  • İş değiştirmek ama üç ay sonra kendini yine aynı çatışmanın ortasında bulmak
  • Dostluklarda hep veren, hep anlayan, hep taşıyan tarafta durmak
  • Kendini kanıtlaması gereken insanları özellikle seçmek
  • Bir şey yolunda gittiğinde huzursuzlanıp farkında olmadan onu bozmak

Ortak nokta şudur: Kişiler değişir, senaryo değişmez.

Bu bir kader mi, yoksa alışkanlık mı?

Tasavvuf düşüncesinde nefsin en belirgin özelliklerinden biri, aynı davranışları tekrar etmesidir. Bu yüzden sufiler nefislerini sürekli muhasebeye çeker; günün sonunda ne yaptıklarından önce, onu neden yaptıklarına bakarlar.

Ancak muhasebe, insanın kendisini yargılaması değil, kendisini dürüstçe görmesidir. Çünkü hayat kırkından sonra değil, farkından sonra başlar.

Mutasavvıfların yüzyıllar önce söylediği bu hakikat, bugün psikolojinin anlattığıyla aynı yere çıkar: Fark edilmeyen kalıp insanı yönetmeye devam eder; fark edilen kalıp ise gücünü kaybetmeye başlar.

Bu yüzden tekrarlama zorlantısı bir kader değil, henüz fark edilmemiş bir alışkanlıktır.

Peki bu döngüyü nasıl kırarız?

Bir döngüyü kırmanın ilk adımı, onun içinde olduğumuzu fark etmektir; ardından bu döngüden çıkmak için beş temel adımı uygulayabiliriz.

1. Kişilere değil, senaryoya bak

İlişkilerin nasıl başladığını, hangi noktada zorlaştığını ve senin hangi rolü üstlendiğini düşün. Hep bekleyen, açıklayan, kurtaran, alttan alan ya da kendini kanıtlamaya çalışan taraf mı oluyorsun? Asıl soru şudur: “Bu ilişkilerde tekrar tekrar hangi duyguyu yaşıyorum?”

Farklı insanların yanında hep değersiz, terk edilmiş, yetersiz ya da görünmez hissediyorsan, döngünün merkezi kişiler değil, bu tanıdık duygudur.

2. Çekim ile tanıdıklığı ayır

Birine karşı güçlü bir çekim hissetmek, onun sana iyi geleceği anlamına gelmez. Bazen çekim dediğimiz şey, eski ve tanıdık bir ilişki biçiminin yeniden karşımıza çıkmasıdır.

Bu yüzden yalnızca “Ne hissediyorum?” diye değil, şunları da sor:

  • “Bu kişinin yanında nasıl birine dönüşüyorum?”
  • “Kendim gibi davranabiliyor muyum?”
  • “Sınırlarım görülüyor mu?”
  • “Bu ilişki beni sakinleştiriyor mu, yoksa sürekli tetikte mi tutuyor?”

Yoğunluk her zaman sevgi, huzur da her zaman sıkıcılık değildir.

3. Otomatik tepkinin yerine yeni bir seçim koy

Döngüler, en çok otomatik tepkilerle beslenir. Uzaklaşan birinin peşinden gitmek, eleştirildiğinde kendini sürekli açıklamak, yakınlık arttığında geri çekilmek ya da her şeyi düzeltmeye çalışmak…

Tetiklendiğin anda hemen harekete geçmek yerine dur ve kendine sor: “Şu anda verdiğim tepki bugüne mi ait, yoksa geçmişten mi geliyor?” Döngü, büyük kararlarla değil, aynı sahnede farklı bir tepki verebildiğin küçük anlarda kırılır.

4. Eski rolünden vazgeç ve sınır koy

Yeni bir son istiyorsan, eski rolünü daha iyi oynamaya çalışmamalısın. Hep kurtarıcıysan başkasının sorumluluğunu taşımamayı, hep kendini kanıtlıyorsan seni görmek istemeyeni ikna etmemeyi, terk edilmekten korkuyorsan bir başkası gitmesin diye kendini terk etmemeyi öğrenmelisin.

Sınır koymak kaybetmek değildir. Bir ilişkinin sen küçülmeden de devam edip edemeyeceğini görmektir.

5. Eski yaranın yeni bir insan tarafından kapatılmasını bekleme

İnsan bazen bugünkü kişiyi değil, geçmişte alamadığı sevgiyi kazanmaya çalışır. Aynı tür insanları seçmesinin nedeni, bu kez hikâyeyi farklı bitirme umududur. Fakat yeni bir final, aynı kişileri ve aynı rolleri tekrar ederek gelmez.

Döngüyü kırmak bazen geçmişte alamadığın şeyi, sana vermeyen insanlardan artık beklememeyi gerektirir. İyileşmek, geçmişi silmek değildir. Aynı sahne yeniden kurulduğunda eski rolü oynamamaktır.

Son olarak şunları söylemek istiyorum: Belki de insanın en büyük yolculuğu, dışarıdaki insanlardan önce kendi içindeki tekrarları fark etmesidir. Tasavvuf bize, nefsin aynı kapıyı defalarca çalacağını; fakat uyanan kalbin artık her kapıyı açmak zorunda olmadığını söyler. Geçmişi değiştiremeyiz ama ona verdiğimiz cevabı değiştirebiliriz. Bazen şifa, yeni bir yol bulmak değil, bizi hep aynı yere götüren eski yoldan dönmeyi seçmektir.

Sık Sorulan Sorular

Tekrarlama zorlantısı bir hastalık mıdır?

Hayır. Bir tanı değil, insan zihninin genel bir eğilimidir. Ancak kişinin hayatını, ilişkilerini veya işini ciddi biçimde zorlamaya başladığında bir uzmanla çalışmak yerinde olur.

Herkeste görülür mü?

Şu ya da bu ölçüde evet. Farklılık, kalıbın ne kadar güçlü olduğunda ve kişinin onu fark edip etmediğindedir.

Kalıbı fark etmek onu kırmaya yeter mi?

Fark etmek başlangıçtır, tek başına yeterli değildir. Kalıp yıllarca tekrarlanarak yerleşmiştir; çözülmesi de tekrarla, yani yeni tepkilerin sabırla denenmesiyle olur.

Tekrarlama zorlantısı sadece ilişkilerde mi görülür?

Hayır. İş hayatında, para ile kurulan bağda, kendi bedenimizle ilişkimizde, hatta hayallerimizi tam gerçekleşmeden bırakma alışkanlığımızda da aynı örüntü çalışır.


Hakan Mengüç Hakkında

Eserleri 30’a yakın dile çevrilen Hakan Mengüç, uluslararası çok satan kitapları ve 11 yayımlanmış eseriyle dünyanın farklı coğrafyalarındaki okurlarla buluşmaya devam ediyor.

Besteleriyle de kalplere dokunan Hakan Mengüç, aynı zamanda bir ney virtüözü ve piyanisttir. Müzikleri, dijital platformlar aracılığıyla 60’tan fazla ülkede dinlenmektedir.

Hakan Mengüç, nefes, mindfulness ve farkındalık odaklı hafta sonu kampları düzenlemektedir. Kamplarda, geliştirdiği DAT (Durum–Anlam–Tepki) sistemi çerçevesinde uygulamalı çalışmalar yapılmaktadır. Güncel kamp takvimine https://www.hakanmenguc.org/etkinlik-takvimi/ adresinden ulaşabilirsiniz.