Meditasyon eskiden ülkemizde bir Hint geleneği olarak algılansa da, sanırım artık herkes meditasyonun zihnimizi dinlendirmek için bir egzersiz olduğu konusunda hem fikirdir. Hindistan ve Japonya’da daha popüler olması meditasyonu herhangi bir dinin parçası haline getirmez.
Ayrıca tasavvuf geleneğindeki tefekkür, halvet gibi kavramlar da meditasyonun daha ayrıntılı biçimlerini açıklamaktadır. Meditasyon uyguluyacılarının özel nefes teknikleri olduğu gibi sufi öğrencilerinin de haps-i nefes, Hu nefesi, Hayy nefesi gibi uyguladıkları özel nefes teknikleri vardı.
Ayrıca bir neyzen olarak şunu söylemeliyim ki, ney üflemek tam bir meditasyon. Dinleyen için ne kadar etkiliyse, üfleyen için bir o kadar daha etkili. Ayrıca Mevlevi geleneğinde dem üfleme, yani neyin kalın seslerini hiç melodi çalmadan düz bir şekilde üfleme çalışmaları vardır. Bunlar bir müzik aletinde daha başarılı olmak için değil, zihni dinlendirme ve nefsi terbiye yolunda uygulamalardır.
Zen meditasyonlarında (zazen) doğayı gözlemleyerek veya akan dereyi izleyerek yapılan meditasyon çalışmaları vardır. Aynı şekilde sufi ustaları da öğrencilerini sık sık doğaya çıkarır ve doğanın gözlemlenmesini ister. Özellikle Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin Mesnevi’sinde doğaya çok ayrıntılı bir yer verilmiş.
Su sesinin insanın zihnini rahatlattığını bildiğimiz gibi son 20 yılda yapılan çalışmalar ney sesinin de su kadar etkisi olduğu konusunda sağlam kanıtlar sunmuştur.
Aşağıda ney sesi, su sesi ve kuş sesleri ile yapabileceğiniz bir meditasyon müziği vardır. Kayıdı ben hazırladım, neyi de ben üfledim.
Meditasyon için ister uzanın, ister oturarak yapın ama mutlaka kendinize her gün meditasyon ve zihninizi dinlendirmek için zaman ayırın. İyi dinlemeler ve iyi dinlenmeler.
Sorularınız için bize iletişim sayfamızdan ulaşabilirsiniz.
Azeri Türkü olan Şems-i Tebriz’i Konya’ya geldiğinde Mevlana’nın hayatını değiştirmişti. 62 yaşında olan Mevlana Şems’ten sonra çok değişmişti. Tebriz ve Tahran’da Mevlana Terapi üzerine çalışmalar yaptığım hocam bana şöyle demişti; Şems’ten önce Mevlana bir denizdi, ondan bilgi alabilmek için denize dalmanız, inciyi, mercanı bulup çıkarmanız gerekirdi. Şems’ten sonra ise güneş oldu. Herkese ışığını yaydı. Mevlana’nın meşhur Mesnevi’si Şems’ten sonra yazılmıştır. Şems ile Mevlana’nın arasında ne gibi özel haller yaşandığını kimse bilmiyor ama Allah dostlarının yaygın kanısı, Şems’in Mevlana’ya ledün ilmini öğrettiği ve ikisinin de bu konuda geliştiği yönünde.
> Kır kalemin ucunu. Bundan sonraki yolculuğumuz aşk yolculuğudur. Aşkı kalem yazmaz ki kitaplarda bulasın.
> “Her şeyi senin için var ettim diyen Rabb’e, her şeyi senin için terk ettim” diyebilmektir AŞK.>
> Kalp midir insana sev diyen yoksa yalnızlık mıdır körükleyen? Sahi nedir sevmek; bir muma ateş olmak mı, yoksa yanan ateşe dokunmak mı?
> Hayatta her şey olabilirsin; fakat önemli olan hayatın içinde “insan” olabilmektir.
> Dürüstlük bir şehirdir, ben de o şehrin sultanıyım, Onda kendim yaşayayım, kendim öleyim, kendim korunayım…
> Ne diye böbürlenip büyükleniyorsun. Doğumun bir damla su, ölümün bir avuç toprak değil mi?
> Sevmeye layık olmayanı hatırlayarak değerli etme! Dönmek mi istiyor, bir şans daha verme. Unutma; sevgi yürekli olana yakışır.
> Otunu, suyunu bilmediğin gönüllerde koyun gütme! Yoksa ‘kaçıracağın keçilere’ çobanlık yapamazsın…
> Ey aşk! Seni senelerce yaban ellerde, hoyrat dillerde aradım. Oysa bendeymişsin bilememişim. Oyalanmışım. Kalakalmışım.
> Sanmayasın ki; aşk akıl işidir. Gül ki her gönlün mürşididir. Kimini kokusuyla şad eder. Kimini de dikeniyle irşat eder.
> Kalp ruha der ki: ben severim, âşık olurum; ama acısını nedense hep sen çekersin. Ruh da cevap verir: Sen yeter ki sev.
> Güzel bir gülü, güzel bir geceyi, güzel bir dostu herkes ister. Önemli olan gülü dikeniyle, geceyi gizemiyle, dostu tüm derdiyle sevebilmektir.
> Bir gül kadar güzel ol; ama dikeni kadar zalim olma. Birine öyle bir söz söyle ki, ya yaşat ya da öldür; ama asla yaralı bırakma.
> Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme. Nereden bilebilirsin hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını.
> Hak yolunda ilerlemek yürek işidir, akıl işi değil… Kılavuzun daima yüreğin olsun, omzun üstündeki kafan değil. Nefsini bilenlerden ol; silenlerden değil…
> Diyorlar ki dost acı söyler? Acıyı söyleyene dost denilmez ki! Seni sevmeyen acı söyler dostun sana söyleyeceği acı dahi olsa senin canını acıtmayacak şekilde tatlı dille söyler.
> Şeriat der ki: Seninki senin, benimki benim. Tarikat der ki: Seninki senin, benimki de senin. Marifet der ki: Ne benimki var ne seninki. Hakikat der ki: Ne sen varsın, ne ben.
> Söylediklerimin hepsinden vazgeçtim, pişman oldum. Çünkü ne sözde www.orjinalsozler.com mana, ne de mana da söz kaldı.
> Mühim olan yükseklere çıkıp hayata tepeden bakmak değildir; mühim olan ne kadar yükselsen de her şeye eşit mesafeden bakabilmektir.
> Eğer Allah seni bana yazmışsa, benden kaçışın yok! Lakin kader seni benden almışsa, ağlamaya lüzum yok.
> Ey İnsan Kafdağı kadar yüksekte olsan da, kefene sığacak kadar küçüksün. Unutma; her şeyin bir hesabı var üzdüğün kadar üzülürsün.
> Aşık odur ki, Allah’tan aldığı aşk emanetini Allah’a verir. Aşk mezhebinde her şey yüce Aşk’a kurbandır.
> Kader; yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergâh bellidir. Ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse, ne hayatın hâkimisin, ne de hayat karşısında çaresiz.
> Ya tam açacaksın yüreğini, ya da hiç yeltenmeyeceksin! Grisi yoktur aşkın, ya siyahı, ya beyazı seçeceksin.
> Cehennem gibi olmalı, cehennemi bile yakıp yandıracak bir gönül istemeli… Ki o gönlün önüne iki yüz deniz çıksa, hepsini de yaksın, yandırsın. Onun tek bir dalgası bilindik denizlere taş çıkartsın.
> Gıybet etme sakın, bil ki dedikodu denilen şey mıknatıs gibi kötü enerji çeker. Kimsenin aleyhine konuşma, uzaktan atıp tutma, insanları kem dille yargılama, bil ki yanılırsın.
> Bildiklerini unut. Diyor dost. Gel al eline bir silgi, şu yeni başlayan güne bilgilerini silmekle başla
> Hayata tepeden bakarsan insanların sadece tepesini görürsün. Hayata daima insanlarla aynı mesafeden bak. O zaman insanların hem yüzünü, hem kalbini görürsün.
> Yaşarken anlayamadıkları değerleri, öldükten sonra anlamanın kimseye faydası yok. Sevdiğinizi dirileştirmenin yolu, hayatın tazeliğinde itiraf ve ifade etmektir.
> Sığ suları en hafif rüzgârlar bile coşturabiliyor. Derin denizleri ise ancak derin sevdalar. Anladım ki, derin ve esrarengiz olan her şey susuyor. Anladım ki susan her şey derin ve heybetli.
> Bazen uzaklaşmak gerekir, yakınlaşmak için… “Bazen hatırlamak gerekir, hatırlanmak için… “Bazen ağlamak gerekir, açılmak için… “Bazen anmak gerekir, anılmak için… “Bazen de susmak gerekir, duymak için…
> Bir şey yap, güzel olsun. Çok mu zor? O vakit güzel bir şey söyle. Dilin mi dönmüyor? Öyleyse güzel bir şey gör veya güzel bir şey yaz. Beceremez misin? O zaman güzel bir şeye başla. Ama hep güzel şeyler olsun. Çünkü Her insan ölecek yaşta…
> Kuralların olsun, ama kurallarını başkalarını dışlamak yahut yargılamak için kullanma. Bilhassa putlardan uzak dur, dost Ve sakın kendi doğrularını putlaştırma! İnancın büyük olsun, ama inancınla büyüklük taslama!
> Hüzün ki en çok yakışandır âşıklara. Yandık, yakıldık; ama hüzünden yana asla yakınmadık. Ne de olsa biz mahzun bir Peygamberin ümmeti değil miyiz? Hüzün taze tutar aşk yarasını. Yaramdan da hoşum, yârimden de.
> Anladım ki: insanlar; susanı korkak. Görmezden geleni aptal, affetmeyi bileni çantada keklik sanıyorlar. Oysaki biz istediğimiz kadar hayatımızdalar… Göz yumduğumuz kadar dürüstler ve sustuğumuz kadar insanlar…
Kalbi temiz olanın hikayesi mutlu sondur hep.
Evet, o bazen kötü şeyler yaşar.
Hatta genelde iyi olduğu için kızar,
kötü olabilmek için bile zorlar kendini.
Ama kötü değildir, olamaz. Kendine yakıştıramaz.
Çünkü bilir, birini üzmek istersen;
gün gelir sende aynı duruma düşersin.
Çünkü bilir, birinin kötülüğünü istersen
yarın kötülüğünü istediğin şey senin başına gelir.
Bu yüzden geceleri kafasını yastığa koyduğunda vicdanı rahattır. İşte onu diğerlerinden farklı yapan en önemli zenginliği budur..
Samsun Çarşamba’dan selamlar. Yarın Çarşamba’da seminerimiz var. Bugün Göğceli camiini ziyaret ettik. Tek çivi çakılmadan yapılan ve tamamen ahşap olan cami 1206 yılında yapılmış. Osmanlı’dan bile eski olan Göğceli camii hala ayakta ve ibadete açık. Camiinin tamamen ahşap oluşu ve farklı mimarisi aynı zamanda bir mezarlık içinde bulunuyor olması insanın haleti ruhiyesini derinden etkiliyor. İşte sizin için çektiğimiz fotoğraflar…
Su ve Ney Sesi: Osmanlı’dan Günümüze Bir Şifa Yolculuğu
Osmanlı döneminde, su ve ney sesinin birleşimi, şifa arayışında önemli bir rol oynamıştır. Gevher Nesibe Şifaiyyesi, Manisa Bimarhanesi ve Mimar Sinan’ın eseri olan Sultan II. Beyazid Şifahanesi gibi birçok sağlık merkezinde bu iki element, tedavi süreçlerinin ayrılmaz bir parçası olarak kullanılıyordu.
Bu blog yazısında, bu geleneksel şifa yöntemlerinden ilham alarak hazırladığım 10 dakikalık özel bir kayıt paylaşıyorum. Kayıttaki amacım, su sesinin rahatlatıcı etkisi ve saba makamında üflediğim neyin huzur veren melodileriyle sizlere bir gevşeme anı sunmak. Yakın zamanda, daha uzun süreli versiyonları da sizlerle paylaşmayı planlıyorum. İyi dinlemeler dilerim.
Bu kaydı, etrafınızdaki diğer insanlarla da paylaşarak, onların da bu benzersiz deneyimden faydalanmalarını sağlayabilirsiniz.
Unutmayın ki bu tür müzikal uygulamalar, tıbbi tedavilerin yerine geçmez. Bunlar, tıbbi tedavinin yanında moral ve manevi destek sağlayarak, iyileşme sürecine katkıda bulunabilirler.
Osmanlı’dan günümüze ulaşan bu şifa geleneği, modern zamanlarda da değerini korumakta ve pek çok kişiye huzur veren bir alternatif olarak ön plana çıkmaktadır. Müziğin ve doğanın iyileştirici gücünü keşfedin ve bu eşsiz deneyimin parçası olun.
Bandırma’da Bandırma Belediyesi ve Bandırma Denetimli Serbestlik kurumuna ‘Pozitif Düşünce’ konulu iki seminer verdik. Seminerimizi ilgi ile izleyen ve salonu dolduran tüm katılımcılarımıza ve bizimle pek alakadar olan Dursun beye ve Nilay hanıma teşekkürler.
Kapadokya Meslek Yüksek Okulu’nda, Prof. Dr. Kurtuluş Karamustafa, Ahmet Nedim Kilci, Hüsamettin Oğuz ve Dr. Sara’nın katılımı ile ney dinletisi gerçekleştirdik.
Yoğun bir katılım ile salonumuzu dolduran Kapadokya Meslek Yüksek Okulu öğrencilerine, güzel misafirperverliği için Kapadokya Meslek Yüksek Okulu’na teşekkür ederiz.
Kayseri Erciyes Üniversitesi Turizm Fakültesi öğrencileri Hakan Mengüç’ü ‘yılın en etkili ve başarılı konuşmacısı’ seçti. Hakan Mengüç ödülü Erciyes Üniversitesi Turizm Fakültesi Dekanı Kurtuluş Karamustafa’nın elinden aldı. Ödül taktimi sırasında Kayseri Talas Kaymakamı ve Kayseri Kocasinan kaymakamı da hazır bulundu.
(Soldan) Kayseri Talas Kaymakamı, Kayseri Kocasinan Kaymakamı, Hakan Mengüç, Prof. Dr. Kurtuluş Karamustafa
Kayseri Erciyes Üniversitesi Bilinçaltının 7 Sırrı Kişisel Gelişim Semineri Hakan Mengüç
Bilinçaltı, insan zihninin en gizemli ve etkileyici yönlerinden biridir. Bilinçli zihnimizin farkında olmadığı duyguları, düşünceleri ve anıları barındırır. Freud’un psikanaliz teorisine göre, bilinçaltı, bilincimizin dışında kalan ve davranışlarımızı etkileyen bir bölgedir. Bilinçaltı, genellikle rüyalar, yanlış diller ve Freudian kaymalar yoluyla kendini ifade eder.
Bilinçaltının işlevi, kişisel gelişimimiz için kritik öneme sahiptir. Zira bilinçaltında yer alan inançlar, korkular ve öğrenilmiş davranış modelleri, günlük kararlarımızı ve düşünce tarzlarımızı derinden etkiler. Örneğin, çocukluk dönemine ait olumsuz bir deneyim, yetişkinlikte benzer durumlara karşı aşırı tepkilere yol açabilir.
Bilinçaltını keşfetmek, kişisel gelişim ve zihinsel sağlık için hayati önem taşır. Bu keşif yolculuğu, terapi, meditasyon, günlük tutma ve farkındalık pratikleri gibi yöntemlerle gerçekleştirilebilir. Bilinçaltındaki düşünceleri ve inançları fark etmek ve dönüştürmek, bireyin kendine daha fazla güvenmesini, olumlu değişiklikler yapmasını ve daha mutlu bir yaşam sürdürmesini sağlayabilir.
Sonuç olarak, bilinçaltı, hem gizemli hem de güçlü bir iç dünyadır. Kişisel gelişim yolculuğumuzda, bilinçaltımızı anlamak ve onunla barışık olmak, bizi daha sağlıklı ve dengeli bireyler haline getirebilir.
Düzeni alt üst olmadıkça, nasıl olurda bu topraklarda mahsul yetişir?
Birisi geldi, toprağı kazmaya başladı. Aptalın biri dayanamayıp ona kızdı. Dedi ki, ”Bu yeri neden bozup kazıyor ve darmadağın ediyorsun?”
Adam dedi ki, ”Ey gafil, yürü git işine, benimle uğraşma! Bu yer, böyle çirkin ve yıkık bir hale gelmedikçe, nasıl olur da gül bahçesi, buğday tarlası haline gelir?
Düzeni alt üst olmadıkça nasıl olur da bu topraklarda mahsul, meyve yetişir?
Terzi kumaşı paramparça eder. Bir kimse çıkıp da o sanatını bilen terziye, ”Bu güzelim kumaşı neden bu hale getirdin, neden kestin; ben kesik kumaşı ne yapayım?” der mi? (1)
Baharlar sonbaharda saklıdır.
Buğdayı değirmende ezmeseydin ondan ekmek yapılabilir miydi? Bizim soframızı donatabilir miydi?
Yaşadığın sıkıntılar seni kahretmek için değil, olgunlaştırmak içindir.
Geçen gün hamallar, bir yük için, ”Sen taşıma, ben taşıyacağım.” diye kavga ediyorlardı. Neden? Çünkü o zahmette, o yük alında ezilmede bir kar görüyorlardı, çünkü bunun için ücret alıyorlardı. Bu yüzden yükü taşımak için birbirleriyle kavga ediyorlardı.
Allah’ın vereceği ücret nerede, züğürt bir adamın vereceği ücret nerede? Allah sana ücret olarak manevi bir hazine, sevap verir. Yükünü taşıyacağın kişi ise birkaç kuruş verir. (3)
Yaşadığın sıkıntılar seni kahretmek için, seni olgunlaştırmak ve kemale erdirmek içindir. (4)
Bizim sana verdiğimiz zahmetlerden, sıkıntılardan kaçma. Nereye gidersen git, her yerde bir zahmet, bir sıkıntı, bir dert vardır. Vardır ama o dert, o zahmet seni bir dermana ulaştırır. (5)
”(Yüce Allah kuluna der ki: Sana merhamet etmede, okşamada anandan, babandan daha ileriyim. Sana onlardan daha fazla acırım. Seni belalarla, dertlerle imtihan edişim, seni sevmediğimden ötürü değildir. Senin olgunlaşman içindir.
Sana bağlar, bahçeler, cennetler hazırlarım. Dertlerine derman veririm. Sana şu sislerle, dumanlarla gökyüzünden daha güzel, yepyeni bir gökyüzü hazırlarım.” (6)
Dert insana daima yol gösterir.
Sopayla kilime, halıya vuranın gayesi, kilimi dövmek değil, onun tozunu ve kirini almaktır. Senin içinde benlikten tozlar var. O tozlar, halının tozları gibi birkaç kere vurmakla geçmez. Allah sana dert ve kederi seni temizlemek için verir.
Tahtayı yontmak, onu mahvetmek için değildir; doğramacının, marangozun gönlündeki isteğe uydurmak içindir. (7)
Dert insana daima yol gösterir. (8)
Zahmet olmadan rahmet olmaz
Zahmet olmadan rahmet olmaz. Her işin kendi içinde bir zorluğu vardır, bu zorluklarla karşılaşılmadığı sürece kişi gelişemez, olgunlaşamaz. Bir gün, bir kozada küçük bir delik açıldı ve bir adam bedenini bu küçük delikten çıkarmaya çalışan kelebeği saatlerce seyretti. Sonra, kelebek sanki daha fazla ilerlemek istemiyormuş gibi durdu. Sanki, ilerleyebileceği kadar ilerlemişti ve artık daha fazla ilerleyemiyordu.
Ve adam, kelebeğe yardım etmeye karar verdi. Eline bir makas aldı ve kozayı keserek deliği büyüttü. Kelebek kolayca dışarı çıktı. Fakat bedeni kocaman ve kanatları kuru ve buruşuktu. Adam, kelebeği izlemeye devam etti. Çünkü zamanla kanatlarının büyüyüp bedenini taşıyabilecek kadar genişleyebileceğini umut ediyordu. Fakat bu olmadı!
Gerçekte, kelebek ömrünün geri kalanını o kocaman bedeni ve kuru, buruşuk kanatları ile etrafta sürünerek geçirdi. Uçmayı hiç başaramadı. Adamın bu aceleci iyiliği içinde anlayamadığı bu kısıtlayıcı kozanın ve kelebeğin o küçücük delikten dışarı çıkmak için verdiği mücadelenin, kelebek için gerekli olduğuydu.
Çünkü bu, yaşam sıvısının kelebeğin bedeninden kanatlarına doğru akmasını sağlamak için bir yoldu, böylece kelebek kozadan kurtulduğu anda uçmaya hazır olabilecekti.
Bazı acılar faydalıdır, önce üzer, sonra her şeyi daha iyi anlamanı sağlar.