Kalbin temizse hikayen mutlu biter!

Kategori: Kıssadan Hisse (page 13 of 25)

Beyazid-i Bestami

Hakiki alim, ilmi Hakk’tan alabilen kimsedir.

Unuttuğunda cahil olacağı için, kitaplardan bazı şeyler ezberleyen kimselere âlim denmez. Hakiki âlim, öğrenmeden ve ezberlemeden, dilediği anda Hakk’tan ilim alabilen kimsedir.” diyor Beyazid-i Bestami.

Tasavvuf ekolünün en sıradışı, en cesur ve birçoklarına göre ilmi manada en derin sufilerinden sayılmaktadır.

Fenâ Fî’Allah, yani Allah’ta yok olma onun en temel tasavvufi düşünce yapısıdır. Fenafillah, Allah’ta yok olmak anlamına gelir. Bestami’ye göre nasıl ki bir ateşe attığınız herhangi bir kağıt ya da tahta ateşin içinde yok oluyorsa, mutasavvıfın (tasavvuf yolcusunun) da aşk ateşi ile Allah’ta yok olması gerekmektedir.

Allah’a olan aşırı sevgisinden dolayı, Bekâ Bî’Allah yâni (Allah’la bir olma) kavramı da onunla özdeşleşmiştir. Bekabillah ise bir damlanın okyanusa karışıp, okyanus olması gibi, insanın Allah’a ile bütünleşmesi, ”O” olması olarak anlaşılabilir. Nitekim En-el Hak (Ben Hakk’ım) sözünü söyleyen Hallac-ı Mansur da Bekâ Bî’Allah’ı kastetmişti.

bestami

Sultan-ül Arif’in

Geniş bir ilim ve irfan hazinesine sahip oluşu sebebiyle “Sultan-ül Ârif’în” ünvanını almıştı.

Sorulan sorulara verdiği cevaplar ile gönüllere feyz, kalplere şifa olmuştu.

Mârifetullah’ın ne olduğu sorulduğu zaman:

Hükümdarlar bir memlekete girdikleri zaman orayı perişan ederler, halkın şerefli kimselerini zelil kılarlar.” (Neml: 34)

Âyet-i kerime’sini okudu.

Yani bir kasabayı ele geçirdikleri zaman sultanların âdeti, halkını köleleştirmek ve kendilerine boyun eğdirmektir. Artık bundan sonra halk, sultanın emri olmadan hiç bir şey yapamaz. Mârifet de böyledir, bir kalbe girince orada ne var ne yok hepsini dışarı atar. Orada kımıldayan her şeyi derhal yakar kül eder.

İlimi hiç ölmeyenden almak

Bir toplulukta “Filan hoca ilmini filan zâttan almış… Falan âlim bilgisini şu medresede geliştirmiş…” şeklinde konuşmalar geçiyordu.

Bâyezid-i Bestâmî onları dikkatle dinledi ve şöyle dedi:

Bahsettiğiniz zâtlar ilmi ölüden almışlar, biz ise ilmimizi hiç ölmeyenden aldık.

Kendisine yöneltilen eleştiriler

Beyazid-i Bestami vecd halinde iken söylediği bazı sözlerin yüzünden din alimleri tarafından eleştirilmiş, hatta Allah’a şirk koştuğu söylenmiştir; İşte o sözlerden bazıları;

Kendimi tenzîh ederim, kendimi tenzih ederim; ben en yüce olan Rabbimin kendisi­yim…

İçeride olmasına rağmen Allah’tan başka kimse yok demesi; Beyazıd-i Bestami’nin kapısı çalındı. Beyazid kapıyı açtı ve sordu: ”Kimi arıyorsun?”,  adam ”Beyazed’i”, dedi. Beyazid-i Bestami ona ”yoluna devam et, çünkü içeride Allah’dan başkası yoktur.” diye cevap verdi.

Kabe ve tavaf: “Kabe’yi tavaf ederken, hep rabbimi istiyor, O’nun huzuruna ermeyi arzu ediyorum. Tavaf esnasında Rabbime kavuşunca, O’nun yakınlığına erişince, bir de baktım ki Kabe de benim etrafında dönüyor.

Ölümü

İran’ın Bistam şehrinde doğmuş ve yine bu şehirde vefat etmiştir. (d.804 – ö.878) Vefatından sonra rüyada görenler “Hâlin nice oldu?” diye sordular.

O da şöyle cevapladı:

Bana ‘Ey Pir! Ne getirdin?’ dediler. Ben de dedim ki ‘Dilenci padişahın kapısına gelince ona ne getirdin demezler, ne istersin derler.’ O anda bir hitap geldi. ‘Doğru söylüyor, onu bırakın.”

Kaynaklar;

1) Prof. Dr. Süleyman Uludağ, Sayfa 155-157 Diyanet Vakfı Yay., Ankara-1994
2) Dr. Selçuk Eraydın Tasavvuf ve Tarikatlar İfav yayınları sayfa 73
3) 100 Soruda Tasavvuf – Abdülbaki Gölpınarlı
4) ‘Kendimi tenzih ederim’ ile ilgili söz: Beyazıd-ı Bestami Hazretleri – Celal Yıldırım, Sayfa 62-65 Demir Kitabevi, İst-2001
5) Beyazıd Bestami ve İslam tasavvufunun özü – Celal Yıldırım, Sayfa 90 Demir Kitabevi, İstanbul

Mesnevi neden dinle diye başlar

menguchakanneyzenMesnevi neden ”Bişnev’‘ (ya da ”Beşno”) ile başlar?

Öncelikle tasavvufta ‘b’ harfinin özel bir yeri vardır. Zira Kuran ve Kur’an daki  her sure ‘b’ harfi ile başlar. (Tevbe suresi hariç)

‘B’ sırrı ile ilgili de Hz. Ali’ye şu söz atfedilir;

”Allah’ın tüm sırları semavi kitaplardadır. Semavi kitaplarda ne varsa Kuran’da, Kuran’da ne varsa da Fatiha’dadır. Fatiha’da olan her şey besmelede ve besmelede olan her şey besmelenin b’sindedir. Ve ben b‘nin altındaki noktayım.”

Be harfine atfedilen bu önem birçok mutasavvıfı etkilemiştir. İşte bu nedenledir ki, Mevlana’nın Mesnevi’sinin de ‘b’ harfi ile başladığı söylenir.

Neden ”Dinle” demiştir?

Bişnev (beşno) kelimesinin anlamı ”dinle” demektir. Mesnevi’nin ”dinle!’ hitabıyla başlaması, insani olgunluğun meydan gelmesi için lazım olan ilim ve irfanın kulak yoluyla gerçekleştiğine işaret edilir.

Dinlemek büyük bir erdemdir. Dinleyerek öğreniriz. Bu yüzden tasavvufi kültürde sohbet ve sohbete katılım çok önemlidir. İnsan dinleyerek öncelikle kabını doldurur. Ancak sonra anlatmaya başlar ve kabındakileri boşaltır.

Hz. Mevlana Mesnevi’yi yazdığında 60 yaşının üstündeydi. Böyle üstün bir insan bu yaşında ”Dinle’‘ diyorsa bunu çok dikkate almalıyız.

Bir sonraki yazıda ”Dinle Neyden” cümlesini ele alacağız.

 


 

Mesnevi’nin ilk cümlesi nasıl başlar?

dinleneydenmesneviBildiğiniz gibi Mesnevi’nin dili Farsça’dır ve şu anda Farsça İran’ın resmi dilidir. Özellikle Eski Türkçe’de (Osmanlıca) Farsça kelimelerle çok sık karşılaşırız. Örneğin namaz kelimesinin herkes Arapça olduğunu zanneder fakat namaz kelimesi Farsça’dır. Kur’an’da ‘namaz’ diye bir kelime yoktur, bizim namaz diye çevirdiğimiz kelime Kur’an’daki ‘salat’ kelimesidir. Bugünkü Türkçe’de kullandığımız dini kelimelerin büyük bir kısmı Farsça’dır.

Mevlana İran’dan babası ile Konya’ya geldiğinde Anadolu Selçuklu Devleti’nin de resmi dili Farsça’ydı. Mevlana’nın bütün eserleri Farsça’dır. Ve en önemli eseri Mesnevi’yi 60 yaşından sonra yazmıştır.

Peki Mesnevi hangi sözle başlar?

İran’da Beşno ez ney diye başladığı savunulur. İran’daki Mesnevi’ler de ‘Beşno ez ney’ diye başlar.

Türkiye’de ise ‘Bişnev in ney’ diye başlar. Büyük neyzen Niyazi Sayın’da ‘Bişnev in ney’ diye başladığını savunur. Murat Bardakçı Konya’da bulunan en eski Mesnevi nüshasında ‘bişnev in ney’ diye yazdığını söyler. Peki iki başlangıç arasındaki fark ne?

Bişnev in ney – Dinle bu neyi

Beşno ez ney- Dinle neyden

Her ne kadar aralarında bir fark olmasa da, böyle büyük insanların eserlerinin bir harfi dahi çok önemlidir.

Peki neden Mesnevi ‘beşno’ yani ‘dinle’ diye başlar. Onu da bir sonraki yazımda paylaşacağım.

hakanmengucneytaksimirize

 

Hakan Mengüç Denizli Semineri

Denizli’de Pamukkale Üniversitesi ve Bemar’ın katkıları ile muhteşem bir seminer gerçekleştirdik. 1200 kişinin katıldığı seminerde bilinçaltı, tasavvuf ve Mevlana konuştuk. Sonunda Hüsamattin Oğuz’un seslendirmesi ile ney taksimi ve şiir dinletisi gerçekleştirdik. Görüntüler ve videolar aşağıda.

hakanmenguckonferansseminer

hakanmengucseminerleri

hakanmengucseminar

menguchakanneyzen

Bir alışkanlık kaç günde değişir?

HAKAN MENGÜÇ kimdir

Bilinçaltının 21 Gün Kuralı: Alışkanlık Oluşturma ve Değişim

Alışkanlık oluşturmak veya değiştirmek söz konusu olduğunda, sıkça duyduğumuz bir kavram vardır: 21 gün kuralı. Peki, bu süre neden bu kadar önemlidir?

Bilinçaltımız, esas olarak bizi korumakla görevlidir. Bu koruma içgüdüsü nedeniyle, bilinçaltımız yeniliklere ve değişikliklere direnç gösterir. Yenilikler ve değişimler, bilinçaltı için potansiyel riskler içerir çünkü bilinmezlik ve belirsizlik barındırır. İnsanların bilinen bir zorluğu, bilinmeyen bir rahatlığa tercih etmeleri gibi, bilinçaltımız da bilinmezlikten kaçınma eğilimindedir.

Peki, bu direnci nasıl kırabiliriz?

Bilinçaltımızın bu direncini kırmak için anahtar, aynı davranışı sürekli olarak tekrar etmektir. 21 gün boyunca aralıksız devam eden tekrarlar, bilinçaltımızın yeni davranışı kabul etmesine yardımcı olur.

Neden tam olarak 21 gün? Bu süre, bilinçaltının direncinin bir simgesi gibidir. Tıpkı insanın su olmadan en fazla 3-5 gün dayanabilmesi gibi, bilinçaltımız da yeni bir davranışa en fazla 21 gün direnebilir. Bu süreç sonunda, yeni davranışı kabul eder, benimser ve uygulamaya koyar. Elbette bu süre, kişiden kişiye 3-5 gün farklılık gösterebilir.

Örnek olarak, araba sürmeyi düşünelim. İlk öğrendiğimizde, her ayrıntıyı bilinçli olarak düşünürüz: Yolu takip etmek, dikiz aynalarını kontrol etmek, vites değiştirmek, gaz ve debriyaj dengesini sağlamak. Bu süreçte, bu eylemleri bilinçli olarak yapmak zorundayızdır. Ancak pes etmeyip devam ettiğimizde, bir süre sonra bilinçaltımız bu davranışları kabullenir ve araba sürme işlemini otomatik olarak yönetmeye başlar. Sonrasında ne vitesi düşünürüz, ne gazı, ne de debriyajı.

Sonuç olarak, yeni bir davranış oluştururken yaşadığınız zorlanma tamamen doğaldır. Bilinçaltınızın bu yeni davranışı kabul etmesi için, en az 21 gün boyunca tekrar etmeli ve sabırlı olmalısınız. Bu süreç, kişisel gelişiminizde önemli bir adım olabilir.

Hayvan Davranışları ve Bilinçaltı

hakan_menguc_hayvan_egitimi

Bu fotoğraf hayvan davranışları ve rehabilitasyonu eğitimi aldığım Güney Afrika’daki eğitim kampından.

Bilinçaltı üzerindeki uzmanlığım özellikle vahşi hayvanlar üzerinde çalıştıktan sonra kat be kat arttı.
Zira bizi hala reptilian (sürüngen) beynimiz bugünkü tabiri ile bilinçaltımız yönetiyor.

Aslan bakımı üzerine yazdığım yazıyı da buradan okuyabilirsiniz.

Adamlık her gün aynı kadına aşık olabilmektir.

Adam olmak cinsiyet meselesi değil, şahsiyet meselesidir.

Turia Pitt Avusturalya’lı genç ve güzel model.
Orman yangınında vücudunun %65 yanıyor ve yangında sağ elini de kaybediyor. 5 ay hastanede tedavi görüyor.

Bu feci kazadan sonra kocası işinden istifa edip eşine bakıyor.

Gazeteciler kocasına soruyor, ‘Ondan ayrılmayı düşünmediniz mi?’

– Ben onun ruhunu sevdim, karakterini sevdim. O benim sonsuza dek eşim kalacak.

Adamlık her gün aynı kadına aşık olmaktır.

Allah herkesi karakterli insanlarla tanıştırsın. Amin.Ekran Resmi 2015-08-06 14.24.09

Başarı yolunda önüne çıkacak engeller

Başarı yolunda aşağıdaki engeller mutlaka karşına çıkacak, bunları bilmelisin ve hazırlıklı olmalısın.

1. Acı çekeceksin.
2. Belki ağlayacaksın, aklın vazgeçme düşünceleri ile dolacak.
3. Bazı arkadaşlarını kaybedeceksin.
4. Belli bir noktaya kadar ailen senin cesaretini kıracak ama başardıktan sonra destekçin olacaklar.
5. Bazı insanlar senden hiçbir nedeni yokken nefret edecekler.
6. Bazen sen bile kendine, ‘Ne yapıyorum, delimiyim ben?’ diyeceksin.
7. Bu yolda para da kaybedeceksin.
8. Başarısızlıklarla, alaylarla, dalga geçmelerle, küçük görmelerle mücadele edeceksin.

9. Fakan en sonunda, yani başardığında, tüm bunlara DEĞECEK.

 

hakan_menguc_sozleri

Korumalı: Yazarlık

Bu içerik parola ile korunuyor. Görüntülemek için lütfen aşağıya parolanızı yazın.

Osmanlıca’yı Anlamak

Osmanlıca Türkçe’dir.

Osmanlıca diye farklı olduğunu düşündüğümüz dil aslında Türkçe’dir.

Bugün nasıl; ‘Hayat nasıl gidiyor? İyi misin?’ diye hatır sorma cümleleri kullanıyorsak, 200-300 yıl önce de benzer cümleler söyleniyordu. Sadece yazılış biçimi farklıydı.

Osmanlıca denince aklımıza başka bir dil geliyor, bu yüzden literatürde Osmanlı Türkçe‘si deniyor. Bu bile yanlış yönlendirme yapıyor, bence en doğru tanım ‘Eski Türkçe’. En azından başka bir dil diye algılanmıyor ya da diğerleri kadar yanlış yönlendirmiyor.

Bugünkü Türkçe ile Eski Türkçe (Osmanlı Türkçe’si) arasındaki tek fark yazılış biçimi, eskiden Arap ve Fars alfabesine benzeyen Osmanlı alfabesi ile yazıyorduk, şimdi de latin alfabesi ile yazıyoruz.

Eğlenceli olması açısından birkaç caps ekledim, bu capslerde yazan her şey Türkçe’dir. Görünüş itibari ile Arapça’ya benzese de Arapça bilen biri eğer Türkçe bilmiyorsa bunu okuyamaz. Aşağıda şu yazıyor; (Penguen) Uçamıyorum. (Yoldan geçen adam) Hadi lan.

Neden Arapça bilen okuyamaz, mesela Arapça’da ‘Ç’ harfi yoktur. O yüzden o harf anlamsız gelecektir. Ayrıca ‘P’, ‘J’, ‘G’ harfleri de Arapça’da yoktur.

ucamiyorumhadilan

 

Aşağıdaki capste şu yazıyor: Şirin abla Ferhad abi bunu gönderdi, ‘O anlar’ dedi.

sirinablaferhatabibunugonderdioanlardedi

 

Aşağıdaki capste; (1. deve) Atlayalım mı? (2.deve) Yok deve

atlayayimmiyokdeve

 

Dilin Evrimi Kaçınılmazdır

Osmanlı Devleti zamanında kullanılan kelimelerin tabii ki birçoğu şu an kullanılmıyor, fakat 100 sene sonra da bugün kullandığımız birçok kelimeyi kullanmayacağız. Bu dilin evrimidir. Sıradan bir İngiliz de, Shakespeare’in kullandığı kelimelerin birçoğunu anlamayabilir.

Sonuç Olarak

Osmanlıca Arapça veya Farsça değildir, başka bir değildir, öz ve öz Türkçe’dir. En doğru kullanımı bana göre Osmanlı Türkçe’si değil, eski Türkçe’dir.

Bu sabah iki tane hediye açtın mı?

sukretmek_hakan_menguc

 

Her sabah iki tane hediye açarız, bunlar gözlerimizdir.

Kimler zengin diye sorarım seminerlerimde, bir iki kişinin eli kalkar sadece.

Sonra seyircilerin arasına inip, ‘Kulağını 10 bin liraya satar mısın?’ derim, ‘Hayır’ der.

Peki 100 bin liraya? 1 milyona? ya da kolunu satar mısın? Gözlerini?

Ne kadar zengin olduğunu hatırla, farket.

Bunları zaten biliyorum deme,

Hatırla, tekrar et, her gün şükrettiğini tekrarla.

Böylece ‘şükür bilinci’ oluşsun, ‘tatminkarlık’ bilinçaltının en derinlerine işlesin.

Bir basketçi, potaya bir kere topu attığında, nasıl atılacağını öğrenmiştir ama o sürecin bilinçaltına işlemesi için yüzbinlerce atış yapması gerekir.

Tuğlaları üst üste koymak tekrar değil, tesistir.

En güzelinin değil, en hayırlısının olması dileğiyle, hoşçakal.