Azeri Türkü olan Şems-i Tebrizî, Konya’ya geldiğinde Mevlâna’nın hayatını değiştirmişti. 62 yaşında olan Mevlâna, Şems’ten sonra çok değişmişti. Tebriz ve Tahran’da Mevlâna Terapi üzerine çalışmalar yaptığım hocam bana şöyle demişti: Şems’ten önce Mevlâna bir denizdi; ondan bilgi alabilmek için denize dalmanız, inciyi, mercanı bulup çıkarmanız gerekirdi. Şems’ten sonra ise güneş oldu. Herkese ışığını yaydı. Mevlâna’nın meşhur Mesnevi’si Şems’ten sonra yazılmıştır. Şems ile Mevlâna arasında ne gibi özel hâller yaşandığını kimse bilmiyor ama Allah dostlarının yaygın kanısı, Şems’in Mevlâna’ya ledün ilmini öğrettiği ve ikisinin de bu konuda geliştiği yönünde.

Kır kalemin ucunu. Bundan sonraki yolculuğumuz aşk yolculuğudur. Aşkı kalem yazmaz ki kitaplarda bulasın.

“Her şeyi senin için var ettim.” diyen Rabb’e, “Her şeyi senin için terk ettim.” diyebilmektir AŞK.

Kalp midir insana sev diyen, yoksa yalnızlık mıdır körükleyen? Sahi, nedir sevmek; bir muma ateş olmak mı, yoksa yanan ateşe dokunmak mı?

Hayatta her şey olabilirsin; fakat önemli olan, hayatın içinde “insan” olabilmektir.

Dürüstlük bir şehirdir, ben de o şehrin sultanıyım. Onda kendim yaşayayım, kendim öleyim, kendim korunayım…

Ne diye böbürlenip büyükleniyorsun? Doğumun bir damla su, ölümün bir avuç toprak değil mi?

Sevmeye layık olmayanı hatırlayarak değerli etme! Dönmek mi istiyor? Bir şans daha verme. Unutma; sevgi, yürekli olana yakışır.

Otunu, suyunu bilmediğin gönüllerde koyun gütme! Yoksa “kaçıracağın keçilere” çobanlık yapamazsın…

Ey aşk! Seni senelerce yaban ellerde, hoyrat dillerde aradım. Oysa bendeymişsin, bilememişim. Oyalanmışım. Kalakalmışım.

Sanmayasın ki aşk, akıl işidir. Gül ki her gönlün mürşididir. Kimini kokusuyla şad eder, kimini de dikeniyle irşat eder.

Kalp, ruha der ki: “Ben severim, âşık olurum; ama acısını nedense hep sen çekersin.” Ruh da cevap verir: “Sen yeter ki sev.”

Güzel bir gülü, güzel bir geceyi, güzel bir dostu herkes ister. Önemli olan, gülü dikeniyle, geceyi gizemiyle, dostu tüm derdiyle sevebilmektir.

Bir gül kadar güzel ol; ama dikeni kadar zalim olma. Birine öyle bir söz söyle ki ya yaşat ya da öldür; ama asla yaralı bırakma.

Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme. Nereden bilebilirsin, hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?

Hak yolunda ilerlemek, yürek işidir; akıl işi değil… Kılavuzun daima yüreğin olsun, omzunun üstündeki kafan değil. Nefsini bilenlerden ol; silenlerden değil…

Diyorlar ki: “Dost acı söyler.” Acıyı söyleyene dost denilmez ki! Seni sevmeyen acı söyler. Dostun, sana söyleyeceği acı dahi olsa, senin canını acıtmayacak şekilde tatlı dille söyler.

Şeriat der ki: “Seninki senin, benimki benim.” Tarikat der ki: “Seninki senin, benimki de senin.” Marifet der ki: “Ne benimki var ne seninki.” Hakikat der ki: “Ne sen varsın ne ben.”

Söylediklerimin hepsinden vazgeçtim, pişman oldum. Çünkü ne sözde mana ne de manada söz kaldı.

Mühim olan, yükseklere çıkıp hayata tepeden bakmak değildir; mühim olan, ne kadar yükselsen de her şeye eşit mesafeden bakabilmektir.

Eğer Allah seni bana yazmışsa benden kaçışın yok! Lakin kader seni benden almışsa ağlamaya lüzum yok.

Ey insan! Kaf Dağı kadar yüksekte olsan da kefene sığacak kadar küçüksün. Unutma; her şeyin bir hesabı var. Üzdüğün kadar üzülürsün.

Âşık odur ki Allah’tan aldığı aşk emanetini Allah’a verir. Aşk mezhebinde her şey yüce Aşk’a kurbandır.

Kader, yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergâh bellidir. Ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatın hâkimisin ne de hayat karşısında çaresiz.

Ya tam açacaksın yüreğini ya da hiç yeltenmeyeceksin! Grisi yoktur aşkın; ya siyahı ya beyazı seçeceksin.

Cehennem gibi olmalı, cehennemi bile yakıp yandıracak bir gönül istemeli… Ki o gönlün önüne iki yüz deniz çıksa hepsini de yaksın, yandırsın. Onun tek bir dalgası, bilindik denizlere taş çıkartsın.

Gıybet etme sakın. Bil ki dedikodu denilen şey, mıknatıs gibi kötü enerji çeker. Kimsenin aleyhine konuşma, uzaktan atıp tutma, insanları kem dille yargılama. Bil ki yanılırsın.

“Bildiklerini unut.” diyor dost. Gel, al eline bir silgi; şu yeni başlayan güne bilgilerini silmekle başla.

Hayata tepeden bakarsan insanların sadece tepesini görürsün. Hayata daima insanlarla aynı mesafeden bak. O zaman insanların hem yüzünü hem kalbini görürsün.

Yaşarken anlayamadıkları değerleri öldükten sonra anlamanın kimseye faydası yok. Sevdiğinizi dirileştirmenin yolu, hayatın tazeliğinde itiraf ve ifade etmektir.

Sığ suları en hafif rüzgârlar bile coşturabiliyor. Derin denizleri ise ancak derin sevdalar… Anladım ki derin ve esrarengiz olan her şey susuyor. Anladım ki susan her şey derin ve heybetli.

Bazen uzaklaşmak gerekir, yakınlaşmak için… Bazen hatırlamak gerekir, hatırlanmak için… Bazen ağlamak gerekir, açılmak için… Bazen anmak gerekir, anılmak için… Bazen de susmak gerekir, duymak için…

Bir şey yap, güzel olsun. Çok mu zor? O vakit güzel bir şey söyle. Dilin mi dönmüyor? Öyleyse güzel bir şey gör veya güzel bir şey yaz. Beceremez misin? O zaman güzel bir şeye başla. Ama hep güzel şeyler olsun. Çünkü her insan ölecek yaşta…

Kuralların olsun ama kurallarını başkalarını dışlamak yahut yargılamak için kullanma. Bilhassa putlardan uzak dur, dost. Ve sakın kendi doğrularını putlaştırma! İnancın büyük olsun ama inancınla büyüklük taslama!

Hüzün ki en çok yakışandır âşıklara. Yandık, yakıldık; ama hüzünden yana asla yakınmadık. Ne de olsa biz, mahzun bir Peygamber’in ümmeti değil miyiz? Hüzün, taze tutar aşk yarasını. Yaramdan da hoşum, yârimden de.

Anladım ki insanlar; susanı korkak, görmezden geleni aptal, affetmeyi bileni çantada keklik sanıyorlar. Oysaki biz istediğimiz kadar hayatımızdalar… Göz yumduğumuz kadar dürüstler ve sustuğumuz kadar insanlar…

Şems-i Tebrizî’nin Öğretileri Bize Ne Anlatır?

Şems-i Tebrizî, insanı alışkanlıklarının dışına çıkmaya, bildiklerini yeniden sorgulamaya ve kendi hakikatiyle yüzleşmeye çağırır. Onun sözlerinde aşk, yalnızca bir duygu değil; insanı dönüştüren, nefsini terbiye eden ve kalbini hakikate açan bir yolculuktur.

Şems’e göre insanın en büyük meselesi, dışarıdaki dünyayı değiştirmekten önce kendi iç dünyasını görebilmektir. Kibirden, yargıdan, korkudan ve sahte benliklerden arınmadan gerçek sevgiye ulaşmak mümkün değildir. Bu nedenle onun öğretilerinde aşk kadar cesaret, dürüstlük, sabır ve içsel hesaplaşma da önemli bir yer tutar.

Şems-i Tebrizî’nin aşk anlayışı nedir?

Şems-i Tebrizî’nin aşk anlayışında sahip olmak değil, teslim olmak vardır. Aşk, insanın kendisini kaybetmesi değil; gerçek benliğini bulmasıdır. Kişi sevgi yoluyla nefsinin sınırlarını aşar, daha derin bir anlayışa ve merhamete ulaşır.

Şems’in sözlerinde aşk kolay, güvenli ve acısız bir yol olarak anlatılmaz. Aşk, insanın eski düşüncelerini, alışkanlıklarını ve korkularını yakar. Fakat bu yanış, yok olmak için değil, yeniden doğmak içindir.

Şems-i Tebrizî’nin sözleri neden hâlâ önemlidir?

Şems-i Tebrizî’nin sözleri, insanın temel meselelerine dokunduğu için bugün de anlamını korur. Sevilmek, anlaşılmak, yalnızlık, kaybetmek, bağlanmak, korkmak, affetmek ve kendini tanımak gibi konular her dönemde insanın karşısına çıkar.

Onun öğretileri, mutluluğu yalnızca dış şartlarda aramanın yeterli olmadığını hatırlatır. İnsan, hayatında ne kadar çok şeye sahip olursa olsun, kendi kalbinden uzaksa eksiklik hissetmeye devam eder. Şems bu nedenle insanı dışarıya değil, önce kendi içine bakmaya davet eder.

Şems-i Tebrizî’nin insan anlayışı nasıldır?

Şems’e göre insan, yalnızca görünen kimliğinden ibaret değildir. Her insanın içinde keşfedilmeyi bekleyen daha derin bir hakikat vardır. Fakat bu hakikate ulaşmak için kişinin kendine karşı dürüst olması gerekir.

İnsan başkalarını yargılarken kendi eksiklerini unutabilir. Başkalarının hatalarını görürken kendi nefsinin oyunlarını fark etmeyebilir. Şems’in sözleri, insanı sürekli olarak kendine döndürür: Önce kendi kalbine bak, önce kendi karanlığını gör, önce kendi içindeki düğümü çöz.

Şems-i Tebrizî’ye göre gerçek dönüşüm nasıl başlar?

Gerçek dönüşüm, insanın bildiklerinden şüphe etmeye başlamasıyla doğar. Kişi, yıllardır doğru kabul ettiği düşünceleri sorguladığında yeni bir anlayışa yer açar. Şems’in “kalemin ucunu kırmak” çağrısı da bu nedenle önemlidir. Çünkü bazı hakikatler yalnızca bilgiyle değil, yaşayarak anlaşılır.

Şems, insanı ezberlenmiş cevaplardan uzaklaştırır. Ona göre hakikat, yalnızca kitaplarda veya sözlerde bulunmaz. Hakikat, insanın yaşadığı acıda, sevgide, yalnızlıkta, kayıpta ve karşılaşmalarda da kendisini gösterir.

Şems-i Tebrizî’nin öğretilerinden nasıl yararlanabiliriz?

Şems’in öğretilerini anlamak için yalnızca sözlerini okumak yeterli değildir. Bu sözlerin insanın günlük hayatında karşılık bulması gerekir. Daha az yargılamak, daha çok anlamaya çalışmak, kibri fark etmek, sevgiyi açıkça ifade etmek ve kişinin kendi davranışlarının nedenlerini sorgulaması bu yolculuğun başlangıcı olabilir.

Şems-i Tebrizî’nin asıl çağrısı şudur: Kendinden kaçma. Başkalarının kusurlarıyla oyalanma. Kalbinin karanlıkta kalan taraflarını gör ve hayatını korkularına göre değil, hakikate göre yaşamaya çalış.

Çünkü Şems’in öğretisinde değişim, başka biri olmak değildir. İnsan, üzerine eklenen korkuları, yargıları ve sahte kimlikleri bıraktıkça zaten içinde bulunan özüyle karşılaşır.

Şems-i Tebrizî’yi anlamak, yalnızca geçmişte yaşamış büyük bir mutasavvıfı tanımak değildir. Onu anlamak, insanın kendisine şu soruyu sormasıdır:

Ben gerçekten kimim ve yaşadığım hayat, kalbimdeki hakikati yansıtıyor mu?

Belki de Şems’in bütün sözleri, insanı tek bir yere çağırır: Kendi kalbine.

Çünkü insanın en uzun yolculuğu, dünyayı dolaşması değil; kendisine ulaşmasıdır.