(8 Mart Dünya Kadınlar Günü Üzerine)

Tarih boyunca birçok düşünür kadın hakkında konuştu. Kimi onu toplumun temeli olarak gördü, kimi sadece bir rolün içine hapsetti. Fakat tasavvuf geleneğine baktığımızda bambaşka bir dil görürüz. Sufiler kadını yalnızca bir toplumsal kimlik olarak değil, ilahi merhametin, güzelliğin ve hayatın devamının sembolü olarak görmüşlerdir.
Onların dilinde kadın; güç mücadelesinin tarafı değil, varoluşun inceliğini temsil eden bir hakikattir. Bu yüzden tasavvuf tarihinde kadın hakkında söylenmiş sözler çoğu zaman saygı ve hayranlık doludur.
Bugün 8 Mart’ta, dört büyük sufinin kadına bakışını hatırlamak bile bu derin anlayışı görmek için yeterlidir.
Muhyiddin İbnü’l-Arabi
“Kadın, Allah’ın en mükemmel tecellilerinden biridir.”
İbn Arabi’ye göre evrende gördüğümüz her şey, ilahi isimlerin bir yansımasıdır. Kadın ise bu yansımaların en zarif ve en güçlü olanlarından biridir. Çünkü kadın; hayat veren, büyüten ve merhameti taşıyan bir varlıktır. Tasavvuf düşüncesinde bu özellikler, ilahi rahmetin en açık tezahürlerinden biri olarak görülür.
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî
“Kadın, Yaradanın ışığıdır.”
Mevlânâ kadını yalnızca sevilen bir varlık olarak değil, yaratılışın aydınlık tarafını taşıyan bir ışık olarak görür. Işık nasıl karanlığı dağıtırsa, sevgi ve şefkat de insanın içindeki sertliği yumuşatır. Mevlânâ’ya göre kadın, insanın kalbini incelten ve onu daha merhametli yapan bir ışık gibidir.
Şems-i Tebrîzî
“Kadın, Allah’ın rahmetinin yeryüzündeki tecellisidir.”
Şems’in sözlerinde kadın, merhametin sembolüdür. Rahmet; koruyan, affeden ve şefkat gösteren bir güçtür. Kadın bu yönüyle sadece aileyi değil, toplumun duygusal dengesini de ayakta tutar. Şems’e göre kadına saygı duymak, aslında rahmete saygı duymaktır.
Yunus Emre
“Kadınlar analardır; analar ise dünyanın nurudur.”
Yunus Emre’nin sözleri son derece sade ama derindir. İnsan dünyaya ilk olarak bir annenin sevgisiyle tanışır. Bir çocuğun kalbinde merhametin ve güven duygusunun ilk tohumu da orada atılır. Bu yüzden Yunus Emre anneleri dünyanın nuruolarak tanımlar; çünkü insanın kalbine ilk ışığı onlar yakar.
Tasavvufta Kadının Önemi
Tasavvuf geleneğinde kadına bakış, sadece sosyal bir saygı meselesi değildir; varoluşa duyulan bir saygıdır. Çünkü kadın; hayatın devamını sağlayan, merhameti taşıyan ve insanın kalbini incelten bir güçtür.
İbnül Arabi onu ilahi tecelli olarak görür,
Mevlânâ ışık olarak anlatır,
Şems rahmet der,
Yunus Emre ise dünyanın nuru…
Belki de bu sözlerin ortak mesajı şudur:
Kadına saygı duymak, hayatın kendisine saygı duymaktır.
8 Mart, sadece bir gün değil; insanın kalbindeki merhameti hatırlaması için bir vesiledir. Çünkü kadınların değeri hatırlandığında, dünya biraz daha aydınlık bir yer olur.
Kadın mutluysa güzelleşir, güzelleştikçe mutlu olur, mutlu olunca güzel sever, güzel sevince sen mutlu olursun.