Siyasetçilerin konuşmalarıyla seçmenleri hipnotize ettiği, burada incelenen bilimsel araştırmalarla gösterilmiş değildir. Siyasi iletişimde tekrar, duygusal anlatım ve mesajı belirli bir çerçevede sunma gibi etkiler araştırılmıştır. Ancak bunlara bakarak “hipnoz kullanılıyor” sonucuna varamayız. Bir siyasetçinin hipnoz tekniği kullanmayı denemesi ile dinleyiciler üzerinde hipnotik bir etki oluştuğunun bilimsel olarak gösterilmesi ayrı iddialardır.
Bir konuşmayı dinlerken coşabilir, bir slogana yakınlık duyabilir, aynı haberi tekrar tekrar gördüğümüzde ona daha kolay inanabiliriz. Peki bütün bunları nasıl açıklayabiliriz?
Hipnoz ile siyasi ikna aynı şey mi?
Elkins ve çalışma arkadaşlarının ele aldığı bilimsel tanımda hipnoz; dikkatin yoğunlaşması, çevresel farkındalığın azalması ve telkinlere yanıt verme kapasitesinin artmasıyla tanımlanır. Bu tanım, her etkileyici konuşmanın veya yoğun duygunun hipnoz sayılabileceğini söylemez. [1]
Terhune ve arkadaşlarının derlemesi, hipnotik telkinlerin algı ve deneyim üzerindeki etkilerini ve bu etkilere yanıt vermedeki bireysel farklılıkları ele alır. Hipnozun bilimsel bir araştırma konusu olması, siyasi konuşmalarda aynı süreçlerin gerçekleştiğini kendiliğinden kanıtlamaz. Siyasi bağlamda ayrıca kanıt gerekir. [2]
Bir mitingde insanların aynı sözü tekrarlaması veya bir lideri dikkatle dinlemesi, tek başına hipnozun gerçekleştiğinin kanıtı değildir. Böyle bir iddia için gözlenen tepkinin sıradan ikna, beklenti ve sosyal etkiden nasıl ayrıldığını gösteren ölçümler gerekir. Bir konuşmanın dilini inceleyip bazı ifadeleri “hipnotik” olarak adlandırmak, dinleyicilerin hipnotize olduğunu ölçmekle aynı şey değildir.
Tekrar edilen söz neden daha inandırıcı gelebilir?
Pennycook, Cannon ve Rand’ın deneylerinde, daha önce görülen sahte haber başlıkları sonraki değerlendirmelerde daha doğru algılandı. Etki, aynı oturumda ve bir hafta sonraki ölçümde gözlendi. Araştırmacılar bunu, tekrarın bilgiyi işlemeyi kolaylaştırmasıyla ilişkilendiriyor. [3]
Gündelik karşılığı şudur: Bir cümlenin tanıdık gelmesi, doğruluğuna ilişkin bir kanıt gibi hissedilebilir. Oysa bir iddiayı birçok kez duymakla onu bağımsız kaynaklardan doğrulamak aynı şey değildir.
Bu bulgu, tekrar edilen her söze herkesin inanacağını göstermez. Çalışmanın ölçtüğü şey haber başlıklarının algılanan doğruluğudur; doğrudan oy verme davranışı veya kişinin iradesini kaybetmesi değildir.
Bir olayın hangi yönü öne çıkarılıyor?
Siyasi mesajlar yalnızca bilgi sunmaz; hangi bilginin dikkate alınacağını da etkileyebilir. Buna çerçeveleme denir. Bir gösteriyi ifade özgürlüğü üzerinden anlatmakla kamu güvenliği üzerinden anlatmak, değerlendirmede farklı ölçütleri öne çıkarabilir.
Druckman’ın iki laboratuvar deneyi, çerçeveleme etkisinin kaynağın güvenilirliğiyle sınırlanabildiğini gösterdi. Mesajın sunuluşu önemlidir, fakat konuşmacı istediği çerçeveyi kullanarak herkesi sınırsız biçimde yönlendiremez. [4]
Bir mesajı değerlendirirken şu soruyu sormak yararlıdır: “Bu anlatım bana olayın hangi tarafını gösteriyor; hangi tarafını dışarıda bırakıyor?”
İnandığımız görüşleri daha mı kolay kabul ediyoruz?
Taber ve Lodge’un iki deneyinde katılımcılar, kendi tutumlarıyla uyumlu siyasi argümanları daha güçlü değerlendirdi; karşıt argümanlara daha fazla itiraz üretti. Kaynak seçebildiklerinde mevcut görüşlerini destekleyen bilgilere yönelme eğilimi de görüldü. [5]
Bu bulgu, siyasi etkilenmenin yalnızca dışarıdan gelen mesajla açıklanamayacağını düşündürüyor. Dinleyen kişinin önceden benimsediği görüşler de mesajın nasıl karşılanacağını etkiliyor.
Kendimize şu soruyu yöneltebiliriz: “Aynı iddiayı benim desteklemediğim biri söyleseydi, aynı kanıtı yeterli bulur muydum?” Bu soru, kendi değerlendirme ölçütümüzü fark etmek için kullanılabilir.
Duygusal mesajlar neden daha hızlı yayılıyor?
Brady ve arkadaşları, üç tartışmalı siyasi ve ahlaki konuda 563.312 sosyal medya mesajını inceledi. Ahlaki değerlendirme ile duyguyu birleştiren dilin daha fazla yayılmayla ilişkili olduğunu; ilişkinin aynı ideolojik grubun içinde daha güçlü görüldüğünü buldu. [6]
Bir mesajın paylaşılması, ona inanılması ve kişinin oy tercihinin değişmesi farklı sonuçlardır. Ayrıca bu gözlemsel çalışma, duygusal sözcüklerin her koşulda tek başına paylaşım artışına neden olduğunu kanıtlamaz.
Bu nedenle siyasi içerikleri incelerken “Ne söylüyor?” sorusunun yanında “Bende hangi duyguyu uyandırıyor ve beni hemen ne yapmaya çağırıyor?” diye de sorabiliriz.
Siyasi kampanyalar herkesi kolayca ikna edebilir mi?
Kalla ve Broockman, 40 saha deneyini bir araya getirip dokuz yeni saha deneyi sundukları çalışmada, ABD genel seçimlerinde kampanya temasının ve reklamların aday tercihi üzerindeki ortalama ikna etkisini sıfıra yakın tahmin etti. Bazı özel koşullarda etkiler görüldü; seçimden çok önce ölçülen bazı etkiler ise zamanla azaldı. [7]
Bu sonuç “Siyasi iletişim hiçbir işe yaramaz” demek değildir. Çalışmanın bağlamı, müdahaleleri ve ölçtüğü sonuç sınırlıdır. Bulguyu bütün ülkelere, bütün kampanyalara veya uzun yıllara yayılan medya etkilerine aynen taşımak doğru olmaz. Ancak birkaç etkili cümleyle herkesin siyasi tercihinin kolayca değiştirilebileceği fikrine karşı önemli bir ihtiyat gerekçesidir.
Daha bağımsız değerlendirmek için ne yapabiliriz?
Pennycook ve arkadaşlarının deneyleri, dikkati doğruluğa yönelten kısa hatırlatmaların sosyal medyada paylaşılan haberlerin kalitesini artırabildiğini gösteriyor. Bu, yanlış bilgiye karşı kusursuz bir koruma değildir; paylaşmadan önce doğruluğu düşünmenin işe yarayabildiğine dair deneysel bir bulgudur. [8]
Bu bulgulardan hareketle gündelik hayatta şu soruları kullanabiliriz:
- Kanıt nerede? İddianın dayandığı özgün belgeyi, veriyi veya araştırmayı bulabiliyor muyum?
- Tekrar mı, doğrulama mı? Farklı hesaplar aynı kaynağı mı kopyalıyor, yoksa bağımsız kanıtlar mı sunuyor?
- Bağlam tam mı? Alıntının öncesi ve sonrası, verinin tarihi ve karşılaştırmanın temeli belli mi?
- Ölçütüm tutarlı mı? Bana yakın ve uzak görüşlerden gelen iddialara aynı soruları soruyor muyum?
- Paylaşmak için neden acele ediyorum? İçeriğin doğruluğunu kontrol ettim mi, yoksa yalnızca uyandırdığı duyguya mı tepki veriyorum?
Bilimsel açıdan dikkatli yanıt şudur: Siyasi mesajların insanları etkileyebildiğine ilişkin kanıtlar vardır; bu etkilerin hipnoz yoluyla gerçekleştiği sonucunu aynı kanıtlardan çıkaramayız. Tekrarın, sunuş biçiminin, mevcut tutumların ve duygusal dilin etkilerini ayrı ayrı incelemek, “kitle hipnozu” etiketinden daha açıklayıcıdır.
Kendi düşüncemize sahip çıkmak, etkilenmediğimizi varsaymakla değil; neden ikna olduğumuzu ve hangi kanıta dayandığımızı sorgulamakla başlar.
Bilimsel kaynaklar
- Elkins, G. R., Barabasz, A. F., Council, J. R. ve Spiegel, D. (2015). Advancing research and practice: The revised APA Division 30 definition of hypnosis. International Journal of Clinical and Experimental Hypnosis, 63(1), 1–9. Makale kaydı.
- Terhune, D. B., Cleeremans, A., Raz, A. ve Lynn, S. J. (2017). Hypnosis and top-down regulation of consciousness. Neuroscience & Biobehavioral Reviews, 81, 59–74. Makale kaydı.
- Pennycook, G., Cannon, T. D. ve Rand, D. G. (2018). Prior exposure increases perceived accuracy of fake news. Journal of Experimental Psychology: General, 147(12), 1865–1880. Tam metin.
- Druckman, J. N. (2001). On the limits of framing effects: Who can frame? The Journal of Politics, 63(4), 1041–1066. Makale.
- Taber, C. S. ve Lodge, M. (2006). Motivated skepticism in the evaluation of political beliefs. American Journal of Political Science, 50(3), 755–769. Makale.
- Brady, W. J., Wills, J. A., Jost, J. T., Tucker, J. A. ve Van Bavel, J. J. (2017). Emotion shapes the diffusion of moralized content in social networks. PNAS, 114(28), 7313–7318. Makale.
- Kalla, J. L. ve Broockman, D. E. (2018). The minimal persuasive effects of campaign contact in general elections: Evidence from 49 field experiments. American Political Science Review, 112(1), 148–166. Açık erişim kaydı.
- Pennycook, G., Epstein, Z., Mosleh, M., Arechar, A. A., Eckles, D. ve Rand, D. G. (2021). Shifting attention to accuracy can reduce misinformation online. Nature, 592, 590–595. Makale.






