Kalbin temizse hikayen mutlu biter!

Yazar: Hakan Mengüç (page 26 of 39)

Acun Nasıl/Neden Başardı?

Bu yazıyı bir seminer sonrası sorulan soru üzerine yazdım.

İnsanlar başarıyı genellikle çalışmaya, zekaya, aynı yolda tutarlı bir şekilde yürümeye yormuyorlar da, sürekli kişilerin arkasındaki güçlere yoruyorlar. Kişilerin arkasında elbette bir güç oluyor ama bu güç onlar çalıştıkları, zeki oldukları ve tutarlı bir şekilde aynı yönde ilerledikleri için arkalarında oluyor. Unutmayın, önce olmak, sonra sahip olmak lazım.

Acun Ilıcalı’yı savunmak gibi bir amacım yok fakat Amerika’lı bir adamın başarısı üzerine örneklendirme yapmaktansa kendi kültürümüzden biri üzerine örnek vermeyi her zaman tercih ederim.

Acun Neden Başardı?

1) Bildiği İşi Yapıyor.

Başarının en önemli sırrı işinde çok iyi olmak ve bu da gerçekten çok sıkı çalışma sonucunda oluşan bir şey. İnsanlar 20 yaşında yeni bir meslek seçiyor ve bu işte ustalaşmaları en az 10 yıl alıyor. Bir de alan değiştirirlerse bu süre gittikçe uzuyor. Ama başarılı olmuş, efsane olmuş kişilere baktığımızda şu anda yaptıkları işin ta çocukluktan itibaren ilgi alanları olduğu işler olduğunu görüyoruz. 20 yaşında değil 7 yaşında antremana başlıyorlar.

Acun Ilıcalı da hayatta en sevdiği şeyin ‘oyun, futbol oynamak, playstation oynamak, king oynamak, arkadaşları ile eğlenmek olduğunu söylüyor. Acun evliyken bile akşamları 20-25 arkadaşı evine gelir, ayrı ayrı masalarda king oynarlarmış.’ (Kaynak: Acun Ilıcalı’nın Turkcell Teknoloji Zirvesi 2011 konuşması, link) Ve dikkat ederseniz Acun yapımcı ama dizi yapmıyor, sinema yapmıyor, game show yapıyor, yani çocukluğundan beri antremanlı olduğu, tutkulu olduğu şeyi yapıyor.

İnanıyorum ki insanlara en hızlı başarıyı, güçlü yanlarını kullanarak yaptığı işler getirir.

2) İnsan İlişkileri Çok İyi

İşinde mükemmel olan insanların da istediği başarıyı yakalayamadıkları sık rastlanan bir durumdur. Bu tür insanların başarılı olmaları için genelde keşfedilmeleri gerekiyor ama biliyorum ki; ‘Beklersen sadece sana geleni, gidersen istediğin her şeyi alabilirsin.’

Tabii keşfedilip de başarılı olamayanlar da var, bu insanlar insan ilişkilerini gelişitirme konusunda maalesef çok tutucular. Kendi davranışlarının doğru davranış kalıbı olduğunu düşünüyorlar ve bu noktadan sonra da onlara yardım etmek çok zorlaşıyor.

Neden insan ilişkileri bu kadar önemli?

Çünkü sizi işinizde insanlar yükseltir, belki doğrudan değil dolaylı olarak ama insanlar yükseltir. Atıyorum ben çok iyi bir muhasebeciysem ve insan ilişkilerinde iyiysem, insanlarla dost olup gerçek bir dostluk kurabiliyorsam, arkadaş çevrem arttıkça işimde o oranda büyür.

Acun’un arkadaşlarından duyduğum ve televizyondan gördüğüm şey, dostlarına mütevazi yaklaşması ve vefalı olması. Bir röportajında, ‘Beyaz’ın reytingi yükselse arayıp tebrik ederim, Cem Yılmaz reklamda oynasa sevinirim, ararım.’, demişti ve bunu gönülden yaptığını düşünüyorum.

Maalesef ki insan ilişklerimiz kötüyse başarı şansımız çok düşüyor…

3) Kendi İstediğini Halkın İstediği Gibi Sunuyor

Bu ne demek? Her zaman kendin olmak iyi değildir. Dozunda kendin olmak iyidir.

Bazı televizyoncular, insanlara ne istiyorlarsa onu vermelisin derler. Bazı televizyoncular da, sen neysen o ol derler ama bana göre doğrusu ikisinin ortası…

Eğer sadece halkın istediğini yaparsan, o işte tutkun olmaz, bir süre sonra o işi sadece para için yapan birine dönersin.

Tamamen kendin olursan da insanlar bazı şeyleri yanlış anlar, kaldıramaz.

Mesela Acun Ilıcalı şu şekilde yaklaşsaydı; ‘Ya ben evde arkadaşlarla nasıl oyun oynuyorsam, televizyonda da aynısını yapacağım, şort ya da boxerla çıkacağım eğer oyun oynarken kızarsam küfürde patlatırım, kiminle oynadığımın bir önemi yok, profesör olsun, sıradan biri olsun farketmez, iyi oynasın yeter.’  şeyler deseydi halk bunu kabul etmezdi.

Ama Yetenek Sizsiniz’de ne yapıyor Acun?, normal hayatta hiç giymese de programda gömlek giyiyor. Konuşmalarına daha çok dikkat ediyor. Halkın nabzını yokluyor. İnsanların izleyebileceği, hoşuna gidebileceği kişileri seçiyor. Akademik konuşan bir  profesörü ne kadar sevse de, onun kendi programında izlenme oranının düşük olduğunu bildiği için üzülerek onu seçemiyor.

İşte aradaki fark bu, Kendi istediğini, halkın istediği şekilde sunmak.

4) Neden Sevilen Bir İnsan

Kişilik özellikleri;

Muzip-Ahlaklı

Çılgın, kafasına esen şeyleri yapıyor, televizyonda de bile, ‘Bebek gibi kızlardı’ diyebiliyor ama hiç bir zaman sınırı aşmıyor. Yani çok ince bir sınır var ve Acun Ilıcalı  bunu bilerek ya da bilmeyerek uyguluyor.

Söz Dinlemez – Saygılı

Acun kendi bildiğini yapar, bir şey ona dikte edilemez gibi davranıyor. Çılgındır ama büyüklerine de o oranda saygılıdır gibi bir imaj çiziyor. Bir büyüğü ondan bir şey isterse gerçekten off diyerek değil, severek yapar gibi gözüküyor. İnsanlar gerçekten bu dengeyi sağlayabilen kişileri severler. Hem yenilikçi hem gelenekçi.

İş Yaparken Paradan Kaçmıyor

Bir şeyin hakkı neyse onu vermek lazım, gördüğümüz kadarı ile Acun Ilıcalı bunu yapıyor. Prodüksiyonlarına epey para harcıyor.

Kurgu Mükemmel

Acun’un harika bir kurgu ekibi olduğuna inanıyorum. Çünkü kurgu çok riskli bir yer. En güzel görüntüler en güzel şekilde vermelisiniz. Mükemmel demek eklenecek bir şey kalmayıncaya kadar eklemek değil, çıkartılacak bir şey kalmayıncaya kadar çıkartıp, yalın hale getirmek demek.

Son Olarak Başarı Döngüsünü Kendiniz İçin Kontrol Edin

Eğer yukarıdak anlatılanlar size bir fikir verdiyse, Ne istediğinizi biliyorsanız ve o işte mükemmelleştiyseniz, Eyleme geçin, her reddedilişte kendinizi sorgulayın ve biraz daha mükemmelştirin- ve asla vazgeçmeyin.

Ne İstediğini Bil

Eyleme Geç

Neyin İşe Yarayıp Yaramadığını Sürekli Kontrol Et

Asla Vazgeçme

ve son olarak karşına çıkan fırsatları gör. Çünkü; İstediklerinin gerçekleşmemesi bazen asıl gerçek isteklerinizin gerçekleşmesini sağlayabilir.’

Kendi Kendinize Koçlukta Disney Metodu

Walter Ellas “Walt” Disney 5 Aralık 1901 – 15 Aralık 1966 yılları arasında yaşamış, ABD’li yapımcı, yönetmen, senarist, seslendirmen ve animatör.
Flora Disney ve Elias Disney’in oğludur. Üç erkek, bir kız kardeşi vardır. Kardeşi Roy O. Disney ile Walt Disney Productions’ı kurdu ve şirketi dünyanın en ünlü film üreticilerinden biri oldu. Kurduğu şirket Walt Disney Company şu an yıllık 30 milyar dolar geliri olan bir medya devi haline geldi.

Kendini kendinize koçluk çalışmasında bugün Walt Disney’in bir metodunu kullanacağız.

Walt Disney’in ilk zamanlarında  üç katlı bir binası varmış. Bu binanın üçüncü katında hayalciler, ikinci katında gerçekçiler, birinci katında ise uygulayıcılar varmış.

Gerçekçi ol, imkansızı iste.

İmkansızı isteyen hayalciler üçüncü katta uçabilecekleri kadar uçarlar en akla gelmez hayalleri yazıp ikinci kattaki gerçekçilere gönderirlermiş.

Gerçekçiler projeyi inceler, bazen hayalcilere tekrar incelemeleri için geri gönderir, bazen de hayalcilerle birlikte oturup tartışırlarmış. Mutabakata varıldıktan sonra gerçekçiler projeyi uygulayıcılara götürürmüş. Uygulayıcılar, bütçe, kaç kişi çalışacak, kimlerden yardım alınabilir, sponsorlar kabul eder mi? vb. şeyleri dikkate alarak inceler, muhalefet oldukları konuları tekrar gerçekçilere gönderirlermiş. Hiçbir zaman uygulayıcılar ile hayalciler toplantı yapmazlarmış, uygulayıcılar sadece gerçekçilerle toplantı yaparlar, mutabakata varıldıktan sonra proje uygulamaya geçermiş.

Şimdi kendi hayalinizi düşünün, amacınız ne? Harika bir kitap yazmak mı? Kısa film çekmek mi? Çok başarılı bir iş kurmak mı?

Bir masanın etrafına üç sandalye koyun ve onlara Hayalci, Gerçekçi, Uygulayıcı diye isim verin.

Şimdi hayalci masasına oturun ve hayallerinizi asla kısıtlamayın, 5 dakika 50 dakika fark etmez. Buradaki önemli nokta asla mantığı kullanmamak, burada uçuş serbest. Bitirdiğiniz zaman kalkın ve gerçekçi sandalyesine oturun. Şimdi gerçekçi olarak inceleyin hangileri yapılabilir? Daha önce birileri buna benzer bir şey yapmış mı? Onlardan ne öğrenebilirim, hangileri uygulanamaz? vs.  Hangi hayalleri mantıksız buluyorsanız bunları sıralayın, eğer bitirdiyseniz şimdi sıra ayağa kalkıp uygulama sandalyesine oturmak.

Uygulayıcı, bunun minumum bütçesi ne kadar tutar, bana yardım edecek kimleri tanıyorum, bütün bağlantılarımın tek tek yazacağım ve kimin bana faydası olacağını tespit edeceğim, eylem planım nedir? Bugün ne yapacağım, haftaya ne yapacağım, bir ay sonra ne yapacağım? gibi sorulara yanıt verecektir.

İnanın bana, eğer rahatsız edilmeyeceğiniz bir ortamda, hafif meditatif bir müzikle, olayın ruhunu yaşayarak bunu yaptığınızda kendinize şaşıracaksınız. Deneyin, denemeden asla peşin hükümlü kararlar vermeyin.

Son olarak bu yazıyı özetleyen bir sözle bitirelim;

Gerçekçi olun ama imkansızı isteyin ve unutmayın, bir ağacı dikmek için en iyi zaman 20 yıl önceydi, ikinci en iyi zamansa bugündür.

Şimdi harekete geçme zamanı…

 

 

İş ve İstihdam Fuarındaki Konuşmam

Doğu Marmara İş ve İnsan Kaynakları Fuarına konuşmacı olarak davet edildim. Sahnenin açık bir yerde olması benim içinde farklı ve öğretici bir deneyim oldu. İlgi ve alakalarından dolayı Fuar Organizasyon Sorumlusu Erol beye, İzmit Belediye başkanı ve İş-Kur bölge müdürüne teşekkürlerimi iletmek istiyorum.

Faydamız olduysa ne mutlu bize.

Rambo – Sylvester Stallone Nasıl Başardı?

‘Başarılı insanlar en çok engelleme ile başa çıkanlar, en çok hayır cevabına dayanabilenlerdir’ diyor Anthony Robbins.

Pek çok insan film yıldızların bulundukları yerlere kolayca geldiğini düşünür ama işin aslı öyle değildir.

Rambo ismini sanırım duymuşsunuzdur. (ya da efsane Rocky Balboa’yı) Slyvester Stallone cast (oyunculuk) ajansına başvurduğunda ‘Hey sen tam bizim aradığımız bir insansın, gel sana rol verelim’ mi dediklerini düşünüyorsunuz. Hayır, tam aksine bir çok oyunculuk ajansı onu itici buldu bir çoğu listesine bile almadı. Bağlantılarını güçlendirerek 1.000’e yakın yere başvurdu ve sonunda  kendini farkettirdi.

Her reddedilme bizi kolayca yıkabiliyor. Ama kendimize güveniyorsak ‘hayır’lar bizi etkilememeli, zira altının değerinden sarraf anlar. Fakat sarraf bizi bulmaz, biz sarrafı bulmalıyız.

Stallone’de hem yönetmenlik gözü hem yazarlık yeteneği hem de oyunculuk vardı ama bunu farkedecek bir sarraf bulması tabii ki de kolay olmadı. Profesyonel olarak oynadığı ilk film ‘Bananas’‘dı. Fakat istediği filmi çekebilmesi için 5 yıl uğraştı ve Rocky filmiyle bir dünya starı oldu. 6 seriden oluşan Rocky filminin hepsini kendi yazmış ve ilk film hariç diğer bütün serilerin yönetmenliğini kendisi yapmıştır.. Dikkat ederseniz Rocky fimleri serisinde de sürekli çalışmanın, vazgeçmemenin, zor şartlar altında başarabilmenin önemini anlatmıştır. Hatırlıyorum da ne heyecanla izlerdik. Rus boksör pahalı ekipmanlar ve spor aletleri ile çalışırken, Rocky sokaklarda koşup, ilkel aletlerle çalışmalar yapıyordu.

İnsanlara hiç bir şeyin kolay kazanılmadığını ve çok çalışma ile kazanabilineceğini söylediğimde bazen moralleri bozuluyor ama şunu unutmayın, insan bedelini ödediği şeyden mutlu olur.

Aynı zamanda şunu da unutmayın, kaybettiğinizde oradan aldığınız dersi hiçbir zaman kaybetmezsiniz.

‘Beklersen sadece sana geleni alırsın, eğer gidersen, istediğin her şeyi…’

Kendinize çok iyi bakın. Bir gün farkedilmeniz ve kendizi farkettirmeniz dileğiyle…

Rambonun hikayesinin uzun versiyonunu İngilizce dinlemek için buraya tıklayabilirsiniz.

Topluluk Önünde Etkili Konuşmanın Sırları

Hepimiz mutlaka zorunlu olarak veya kendi isteğimizle bir çok konuşmaya katılmışızdır. Bazı konuşmalarda çok eğlenmiş, bazı konuşmalarda da Çin işkencesine maruz kaldığımız olmuştur. Doğru mu?

Peki aradaki fark nedir? Aradaki fark muhtemelen şuydu, sizi eğlendiren, ikna eden ve etkileyen konuşmalarda, konuşmacı konuşmasının amacını biliyordu, bunun için iyi hazırlandı, iyi hazırlandığı için iyi sundu, iyi sununca da insanlar etkilendi.

Kötü konuşmacılar da büyük ihtimalle yeterince hazırlık yapmadan sahneye çıktılar, hep kendi kelime jargonları ve teknik terimlerle konuştular. Muhtemelen daha kendi konuşmalarının amacının bile farkında değildiler.

Eğer bir konuşma yapacaksanız bunun bir sebebi olur, bu sebebi bilmek ve buna göre hazırlanmak usta bir konuşmacı olmanın ilk vasıflarındandır. Genel itibari ile konuşmacı fark etsin ya da etmesin bir konuşmanın dört amacı olur.

1) Bir Şeyi Açıklamak

Buna verilebilecek en basit örnek Hükümet Sözcüsü Hüseyin Çelik, çıkar bir açıklama yapar, bilgilendirir ve sahneden iner.

Topluluk Önünde Konuşma kursuma katılan bir beyfendi bize ”İnsanın Biyolojik Saati” ile ilgili 6 dakikalık bir konuşma yaptı ve amacı bir şeyi açıklamaktı, çok da başarılı oldu.

2) Etkilemek ve İkna Etmek

Etkilemek ve ikna etmek aslında her konuşmacının isteğidir ama acaba konuşmanızın asıl amacı bu mu?

Reklamcıların her daim yaptığı budur, bize o ürünü almaya ikna ederler. Ya da sahnede ürününüzü tanıtıyorsanız,bunun amacı insanları ürününüzün kaliteli olduğuna ikna etmek olabilir. Veya benimsediğiniz bir inancı, fikri ya da ideolojiyi anlatırsınız ve amacınız onları kendi fikrinize ikna etmektir.

3) Eyleme Geçirmek

Konuşmanızın amacı eyleme geçirmek mi? Genellikle dünyanın kaderini etkileyen konuşmaların hepsi eyleme geçirmek amacını taşımıştı. Atatürk’ün yaptığı konuşmalar da bunun içindi, Abraham Lincoln’ün yaptığı konuşmalar

da bunun içindi, Hitler’in yaptığı konuşmalarda bunun içindi. Martin Luther King’in ”Bir Hayalim var” konuşması da bunun içindi. Eyleme geçirmek.

Genelde ikinci madde ile üçüncü madde karıştırılıyor, hemen bir örnekle bunu açıklayayım.
Bir Magnum reklamını ele alalım, amacı sizi etkilemek ve ikna etmektir. Eyleme geçirmek değil. Bunun sonucunda planladıkları eyleme geçirmektir ama bazı nedenlerden dolayı ilk amaçları eyleme geçirmek değildir. Bunun nedenini başka bir yazıda anlatacağım.
Bir Carrefour reklamının amacı ise direk eyleme geçirmektir. Reklam çıkar, ”Bu haftasonu x ürün Carrefour?da sadece 15 TL” der ve reklam biter. Burada eyleme geçirici etken kendileri açısından fiyattır.

4) Eğlendirmek

Cem Yılmaz buna en iyi örnektir, çıkar insanları güldürür ve sahneden iner. Stand-up şovları, İllüzyon, Sihir Gösterileri vb.

diğer gösteriler eğlendirme ve hoşça vakit geçirtme amacı taşırlar. Bu tür amacı olan konuşmalar çok risklidir onun için zaten en çok hazırlık yapan konuşmacılar da bu konuşmacılardır. Çünkü sahnede bir espriye ya gülerler ya da gıcık olurlar, iki tarafı keskin bıçak. Ya da bir sihirbaz, sahnede numarasını yapamaz ve insanlar da bunu anlarsa çok kötü duruma düşer. Onun için en çok pratik yapan konuşmacı grubu bu gruptur.

 

Konuşmalarınız her dört amacı birden de taşıyabilir ama birisi her zaman daha baskındır.

Neden konuşmamızın amacını bilmeliyiz? Eğer konuşmanızın amacını bilirseniz hazırlanırken çok daha rahat olursunuz. Mesela diyelim ki konuşmanızın amacı etkilemek ve ikna etmek, o zaman her an kendinize şu soruyu sorabilirsiniz, ”Bu cümle konuşmama hizmet ediyor mu?, İnsanları etkileyecek bir cümle mi? Ben olsam ikna olur muydum” 

Konuşmanızın amacını bilmek işinizi kolaylaştırır ve sizi rahatlatır.
Lütfen başkalarının düştüğü hataya siz de düşmeyin, liderliğin en büyük vasfı harika bir konuşmacı olmaktır.
İyi bir konuşmacı olmanın en önemli kurallarından biri de konuşmanızın her ayrıntısını daha önceden planlamak ve bol bol pratik yapmaktır.

Son olarak konuşmanızın amacını düşünün ve sahnede kendinizi izlerken hayal edin.

Sahnedeki bu kişi gerçekten konuşurken amacına ulaşıyor mu? Gerçekten onu beğendiniz mi?

İyi çalışmalar

Hakan.

 

Bir Günde 500 İngilizce Kelime Nasıl Öğrendim

Öğrenme dediğimiz şey bildiğimiz bir şeyle, bilmediğimiz şey arasında bağlantı kurmaktır.

Niye Şu Geometri, Fizik veya Matematik Dersini Anlamıyoruz? Çünkü bilmediğimiz bir şeyi, bilmediğimiz bir şeyle öğrenmeye çalışıyoruz, ya da öyle öğretiliyor. Ve zaten okullarda bedeni kullanarak öğrenme diye bir şey yok.

Bir Günde Nasıl 500 Kelime Ezberledim İlk 300 kelimeyi ezberlerken çok zorlanmadım.

Devamı İçin TIKLAYIN..

Web Sitesi Olanlara Tavsiyelerim

Blog yazmaya Blogger’da 2008’de başladım, daha sonra 2009’da bu siteyi kurup devam ettim.
Bugün sizlerle kendi tecrübelerimi paylaşmak istiyorum. Çünkü hiç bir yerde reklamım ve kitabım yokken sadece yazılarım sayesinde beni Türkiye’nin her yerinden tanıdılar, televizyon kanalları davet etti, üniversiteler seminerlere çağırdı.

Peki ben nelere dikkat ettim?

1) Paylaşımcı oldum, bilgilerimi kendime saklamadım. Ya da kişi bu bilgileri öğrenmek için illa benim seminerime gelecek demedim. Bildiğim, okuduğum her şeyi elimden geldiğince paylaştım, bu da insanların benim karakterimi, iyi niyetimi anlamasını sağladı.

2) İnsanlara faydası olacak şeyler paylaştım. Yani paylaşımcı olmanız yetmez, paylaştığınız şeylerin insanlara bir faydası olmalı. Mesela ‘X Tekniğini kullanarak sabahları nasıl erken kalkarsınız?’ ‘Konsantrasyonunuzu toplamak için Y tekniği nasıl kullanılır?’ gibi… İnsanlar ilk önce kendilerini önemserler ve onlara faydası olacak yazıları okurlar. ‘Sağlık hakkındaki düşüncelerim’ başlığı ilgi çekmezken, ‘Sağlığınızı korumanın 4 yolu’ başlığı çok ilgi çekecektir.

3) Sitenizin konusu ile alakalı paylaşımlar yapın. Yani sitenizin konusu Başarı ise, Cımbızla yumurta nasıl kırılır? başlığı Google’ın kafasını karıştıracaktır, çünkü Google sizi bir kategoriye koymak amacı taşır. Ama ‘Cımbızla yumurta kırmanın başarı ile olan bağlantısı’ başlığı ve içeriğin başarı ile bağdaştırılmısı bir sorun yaratmaz, hatta daha çok ilgi çekecektir. Başarıya Ulaşmak İstiyorsanız Bambu Ağacı Yetiştirin yazım buna bir örnektir ve epey yorum almış ve bir çok sitede paylaşılmıştır.

4) Sade tasarım, güzel Türkçe… Sitenizin görüntüsü sizi yansıtmaktadır. Yakın bir zamana kadar sitemi kendim kontrol etme isteğimden ötürü sitem çok karışık görünüyordu ki, basitleştirdik. Siteniz ne kadar sade gözüküyorsa o kadar rahat gezinebilir hale dönüşecektir. Örnek Google‘ın ana sayfası. Aynı zamanda benim en çok dikkat ettiğim konu da yazım hataları. Özellikle sitenize bilgili insanlar girdiğinde yazım hataları sizi çok acemi gösteriyor. İlk yazılarımda sadece bir iki hata olmasına rağmen bir çok eleştiri almıştım. Yazım hatalarını düzeltmenin en iyi yolu yazınız bittikten sonra yazınızı 3 defa tekrardan okumak.

5) Twitter, Facebook ve diğer sosyal ağları sitenizle entegre etmeniz, yazdığınız yazıların buralarda paylaşılmasını sağlamaktadır. Aynı zamanda sizin de Facebook ve Twitter’ı aktif olarak kullanmanız sitenizin geleceği için çok önemli.

6) Son olarak da benim her zaman seminerlerde de anlattığım modelleme yolunu kullanmak. Sizin alanınızdaki çok başarılı siteleri inceleyerek onların stratejilerini modelleyebilirsiniz.

Gelecek internet dünyasında… Şimdiden yerinizi alın.

Bir başka yazıda da sitenizin tanınırlılığını artırmak üzerine yazı yazacağım, o zamana kadar Brendon Burchard‘ın Mesajınız Var! kitabını okumanızı öneririm.

  • 8 Mayıs 2012 – Hakan Mengüç

NLP ile Düşünce Okuma

NLP seminerlerinde insanların nlp’yi günlük hayatta kullanmaları için bir oyun öğretiyorum.

Eğer bu oyunda ustalaşırsanız, insanlar arasında onların düşüncelerini okuyabilecek bir nlp numarası öğrenmiş olacaksınız.

Aslında terapi çalışmalarında rehber olarak kullanılan bu teknik, insanların görsel, işitsel veya dokunsal süreçlerini tespit etmek için kullanılmaktadır.

Devamını öğrenmek istiyorsanız  buraya tıklayın :)

NLP Tekniği ile Karşınızdaki İnsanın Düşüncesini Nasıl Okursunuz?

Nöro Linguistik Programlama kısa adı ile NLP’nin Göz Erişim İpuçları tekniği ile bir düşünce okuma oyununun nasıl yapıldığını sizinle paylaşmak istiyorum.

Kısaca NLP nedir?: NLP Düşünce süreçlerinin nasıl işlediğini inceleyen ve olumlu-olumsuz düşüncelerin hızlı değişimi için yöntemler içeren bir teknikler bütünüdür.

NLP Göz Erişim İpuçları Nedir?: Şimdi hemen evinizdeki birisinin yanına gidip şu soruyu sorun, örnek olarak annenize sorduğunuzu varsayalım; Anne eski oturduğumuz evde kaç pencere vardı? Annenizin gözlerine bakarsanız, hemen sol yukarıya gittiğini görebilirsiniz. İnsanların %70’i geçmiş resimleri hatırlamak için sol yukarıya bakar, %30 ise sağ yukarıya..(daha çok solak olanlar sağ yukarıya bakar)

gulben_ergen_aglama

İnsanlar belli şeyleri hatırlamak için gözleriyle belli yerlere bakmak durumundadırlar. Mesela yukarı bakarak ağlayamazsınız, ağlayan, depresyon içinde olan insanlar hep aşağıya doğru bakarlar, çünkü dokunsal ve hissel duyguları hissedebilmek için aşağıya bakmalıyız. Mesela bir çocuk ağladığında yukarı bakmasını sağlarsanız ağlaması kesilecektir, kadınlar da zaten çoğu zaman makyajları akmasında diye duygulu anlarında yukarı bakarak ağlamalarını kontrol edebilirler ya da etmeye çalışırlar. (Sağdaki resimde olduğu gibi)

Yani kısaca göz erişim ipuçları insanların görsel, işitsel ve dokunsal(hissel) duygularını tespit etmek için kullanılan bir sistem. NLP’de bu teknik, kişiler sorunlarını anlatırken, görsel bir şeye mi, yoksa işitsel, dokunsal bir şeye mi odaklandıklarını tespit etmek için kullanır.

Size öğreteceğim oyuna gelmeden önce Göz Erişim İpuçlarını hemen öğrenelim.

Sol Yukarı: Geçmiş ile ilgili bir resim düşünüyor. Mesela kişiye ortaokulunun duvarının boyası ne renkti? diye soru sorarsanız, o geçmişteki görsel bir anıyı hatırlamaya çalışacağı için sol yukarı bakacaktır.

Sol Yana: Geçmiş ile ilgili işitsel bir anı düşünüyor. Örnek olarak dinlemekten en çok hoşlandığın şarkı hangisi? diye sorarsanız, kişi sol yana bakacaktır. (Yazının sonunda, bu konuda yapılan yanlışlarla ilgili bir hatırlatma yapılacaktır.)

Sol Aşağı: Geçmiş ile ilgili dokunsal bir anı düşünüyor. ‘Sıcak bir banyoya girdiğin bir zamanı düşün ve sıcaklığı hisset’, sorusu onun sol aşağıya bakmasını sağlayacaktır.

Sağ Yukarı: Görsel olarak oluşturduğumuz resimleri düşünürken buraya bakarız, örnek soru: ‘Nasıl bir evin olmasını isterdin, şekli ve bahçesi nasıl olurdu?’

Sağ Yana: İşitsel tasarlanan sesler. Ör: ‘Suyun altında sesin nasıl duyulur?’

Sağ Aşağı: Tasarlanan dokunsal hisler, içsel diyaloglar. Örnek olarak, ‘Hawai’de tatile gittiğini düşün ve sıcak kumların üstüne yattığını hayal et, sıcak kumları hissediyor musun?’

Not: Tasarlanan düşüncelerde kişi eğer öyle bir şeyi hayal edemiyorsa geçmişteki bir anıyı düşünür ve sola bakar. Sözgelimi Hawai’de kumsalın üstünde yattığını düşün dediğinizde, eğer kişi Hawai ve Hawai kumsalı ile ilgili bir şey görmemişse, geçmişte gittiği bir kumsalı hatırlayıp orasını Hawai gibi hayal edecek ve böylece sola bakacaktır. Bu konuya dikkat edilmelidir.

Karşınızdaki İnsanın Düşüncesini Nasıl Okursunuz?

Şimdi gelelim oyunumuza… Oyun şöyle, ilk önce karşınızdaki kişiye üç soru soruyorsunuz, sonra bu üç sorudan birini düşünmesini istiyoruz ve biz onun düşündüğü şeyi biliyoruz.

Nasıl? Eğer yukarıdaki yazıyı okuduysanız zaten tekniğin büyük kısmını anlamışsınızdır.

1) İlk önce karşımızdaki kişiye oyun oynayacağımızı filan söylemeden direk, ‘En uzun boylu arkadaşın kim?’ diye soruyoruz ve o düşünürken gözlerine bakıyoruz. Muhtemelen sol yukarıya bakacaktır. Bu birinci adımdı…

2) Şimdi ona ‘Suyun altında sesin nasıl duyulur?’ diye soruyoruz, muhtemelen sağa yana bakacaktır ama bunun hayalini kuramazsa sol yana da bakabilir.

3) Şimdi de ‘Buz gibi bir küvetin içindesin, onun soğukluğunu hissetmeni istiyorum’, Bunu söylediğinizde de muhtemelen sol aşağıya ya da sağ aşağıya bakacaktır.

Tamam şimdi sıra geldi son soruya… ‘Şimdi düşündüğün üç şeyden birini tekrar düşün ama bana söyleme sadece düşün ve iyice düşün’. O bunu düşünürken biz onun gözlerine bakıyoruz ve eğer yukarı bakıyorsa hemen cevabımızı veriyoruz: ‘Şu anda en uzun boylu arkadaşını düşünüyorsun.’ Eğer sol yana bakıyorsa, ‘Şu anda suyun altında sesinin nasıl duyulduğunu düşünüyorsun.’ ve eğer aşağıya bakıyorsa, ‘Şu an buz gibi bir suyun soğukluğunu düşünüyorsun’ diyeceksiniz.

Ben bu tekniği NLP çalışmalarında kişiler Göz Erişim İpuçları konusunda kendini daha hızlı geliştirsin diye öğretiyorum. Çünkü bir şeyi oyunla öğrenmek çok daha kolay oluyor.

Önemli Hatırlatma: Bu teknikleri uygulayanlar başta bazı hatalar yapıyorlar. Mesela kişiye dokunsal bir anı düşündürmek için şöyle bir soru sorduğunuzu varsayalım: ‘Buz gibi bir küvetin içindesin, onun soğukluğunu hissetmeni istiyorum.’ Şimdi bu sorudaki amaç kişinin aşağıya bakmasını sağlamak ama çoğu insan ilk önce yukarıya bakıp küveti zihninde görecektir, sonra aşağıya bakacaktır. Eğer aşağıya bakmıyorsa sadece küvetin resmini ve suyun resmini zihninde oluşturuyor ama soğukluğu ve suyu hissetmiyordur. Bunu hissettirmek de sizin ustalığınıza kalıyor, eğer ses tonunuzu iyi kullanamazsanız kişi bunu hissedemeyecektir. İlk denemelerinizde çok iyi sonuçlar beklemeyin ama ne kadar çok yaparsanız o kadar çok ustalaşırsınız.

Adım Adım Ustalaşma;

Eğer yeni başladıysanız, hemen hepsini denemeyin ve ilk önce sadece çevrenizdeki insanlara,

En uzun boylu arkadaşın kim?

Evinizde kaç pencere var?

Suyun altında sesin nasıl duyulurdu? gibi sorular sorun ve göz hareketlerini kontrol edin, eğer doğru yerlere bakıyorlarsa bir sonraki adıma geçin.

Oyunu üçlü değilde ikili yapın, eğer ikili de başarılı olursanız, üçlü yapmaya başlayın.

Bol bol uygulama yapın, yorumlarınızı bekliyorum :)

Sevgilerle, Hakan.

Nazi Kampından Kurtulan 108 Yaşındaki Alice Herz’in Hikayesi

Alice Herz-Sommer 1903 yılında doğdu, Nazilerin Yahudi soykırımında ailesi toplama kampında öldürüldü.

Çocuğu ile birlikte kamptan sağ olarak kurtulabildi ve Melissa Muller 2007 yılında onun hayatını kitaplaştırdı ve kitap, A Garden of Eden in Hell: The Life of Alice Herz-Sommer (Cehennemdeki Cennet Bahçesi – Alice Herz-Sommer’ın Hayatı) adıyla yayımlandı.

Aşağıdaki videoda Anthony Robbins‘in 108 yaşındaki Alice Herz-Sommer ile yaptığı röportajı izleyeceksiniz.