Telefonunuz çaldı. Ekrana baktınız. Beklediğiniz kişi aramamış. Bir anda canınız sıkıldı. Belki de içinizden “Demek ki beni önemsemiyor” diye geçirdiniz. Oysa ortada sadece bir durum vardı: Telefonunuz çalmamıştı. Sizi üzen şey telefonun çalmaması değil, o durum hakkında zihninizin kurduğu hikâyeydi.

Aslında hayatımızın büyük bölümü böyle geçiyor. Bir arkadaşımız mesajımıza geç cevap veriyor. Bir toplantıda patronumuzun yüzü asık oluyor. Eşimiz kısa cevaplar veriyor. Bir planımız iptal oluyor. Ve zihnimiz saniyeler içinde onlarca yorum üretmeye başlıyor. “Bana kızdı.” “Yeterince iyi değilim.” “Kesin kötü bir şey olacak.” Çoğu zaman bizi yoran şey olaylar değil, olaylar hakkında ürettiğimiz bu yorumlar oluyor.

DAT SİSTEMİ

Yıllardır eğitimlerimde anlattığım DAT sisteminin temelinde de bu gerçek vardır. DAT; Durum, Anlam ve Tepki kelimelerinin baş harflerinden oluşur. Önce bir durum yaşanır. Sonra zihnimiz o duruma bir anlam verir. Ardından da duygularımız ve davranışlarımız ortaya çıkar. İnsanların büyük çoğunluğu tepkilerini değiştirmeye çalışır. Kaygıyı yok etmek ister. Öfkeyi bastırmak ister. Daha motive olmaya çalışır. Oysa tepkinin kökünde anlam vardır. Anlam değişmeden duygu değişmez.

Mesela patronunuz sizi odasına çağırıyor. Bu bir durumdur. Eğer zihniniz “Kesin bir hata yaptım” anlamını verirse kaygılanırsınız. Eğer “Yeni bir fırsatla ilgili konuşacak” anlamını verirse heyecanlanırsınız. Patron aynı patrondur. Oda aynı odadır. Durum aynıdır. Değişen tek şey verdiğiniz anlamdır.

Bir başka örnek düşünün. Yağmur yağıyor. Bir çiftçi seviniyor çünkü tarlası su alacak. Bir gelin üzülüyor çünkü düğünü açık havada yapılacak. Bir çocuk sevinçle dışarı koşuyor. Bir dükkân sahibi ise müşteri gelmeyeceği için canını sıkıyor. Yağmur aynı yağmur. Ama farklı anlamlar, farklı duygular oluşturuyor.

İnsanların çoğu duygularını doğrudan olayların oluşturduğunu sanır. Oysa DAT sistemine göre duygularımızın büyük kısmı olaylardan değil, olaylara verdiğimiz anlamlardan doğar. Bu yüzden aynı olay bazı insanları yıkarken bazı insanları güçlendirir.

Kaygı da çoğu zaman bu mekanizma ile çalışır. Birçok insan kalbinin hızlı çarptığını, nefesinin hızlandığını veya göğsünün sıkıştığını anlatıyor. Sonra da korkmaya başlıyor. Oysa aynı insan üç kat merdiven çıktığında da kalbi çarpar. Koştuğunda da nefesi hızlanır. Spor yaptığında da terler. Fakat bunlardan korkmaz. Çünkü onları tehlike olarak yorumlamaz.

DAT açısından bakarsak durum aynıdır. Kalp çarpıntısı vardır. Ancak anlam farklıdır. Bir durumda “Vücudum çalışıyor” deriz. Diğer durumda “Bana kötü bir şey oluyor galiba” deriz. Ve anlam değiştiği anda duygusal tepki de değişir.

Gece karanlıkta yerde duran bir hortumu yılan sandığınız oldu mu? O an kalbiniz hızlanır. Kaslarınız gerilir. Bedeniniz alarma geçer. Fakat ışığı açıp onun sadece bir hortum olduğunu gördüğünüz anda bütün korku kaybolur. Peki ne değişmiştir? Hortum değişmemiştir. Dünya değişmemiştir. Değişen tek şey algınızdır. Hayattaki birçok korku da aslında buna benzer. Zihnimiz çoğu zaman gerçeklerle değil, yorumlarla mücadele eder.

Tasavvufun yüzyıllardır anlattığı şeylerden biri de budur. Sufiler dış dünyayı kontrol etmeye çalışmazlar. Çünkü bilirler ki insanın huzuru olayları yönetebilmesinde değil, olaylara verdiği anlamı yönetebilmesindedir. Yağmuru durduramazsınız ama şemsiye açabilirsiniz. Rüzgârı susturamazsınız ama yelkeninizi ayarlayabilirsiniz. Hayatın amacı fırtınaları yok etmek değil, fırtınalarda yönünü kaybetmemeyi öğrenmektir.

Ne yazık ki birçok insan duygularıyla savaşarak huzur bulmaya çalışıyor. Üzülünce üzülmemesi gerektiğini düşünüyor. Kaygılanınca kaygılandığı için kendisine kızıyor. Böylece yaşadığı duyguyu fark etmeden daha da büyütüyor. Oysa duygular düşman değildir. Onlar zihnin gönderdiği mesajlardır. Bazen sadece görülmek ve anlaşılmak isterler.

Bu yüzden bugün sizi zorlayan bir olay varsa kendinize şu soruyu sorun: “Şu an yaşadığım şey bir durum mu, yoksa benim ona verdiğim anlam mı?” Bu soru hayatınızı değiştirebilir. Çünkü bazen başarısızlık sandığınız şey bir öğrenme sürecidir. Bazen reddedildiğinizi düşündüğünüz yerde sadece bir yanlış anlama vardır. Bazen son sandığınız şey yeni bir başlangıçtır.

Unutmayın yol arkadaşım; insanlar aynı dünyada yaşamalarına rağmen aynı hayatı yaşamazlar. Çünkü herkes olayları değil, olaylar hakkındaki yorumlarını deneyimler. Belki de bugün sizi yoran şey hayatın kendisi değildir. Belki sizi yoran, zihninizin size anlattığı hikâyedir. Ve güzel haber şu ki; hikâyeyi yazan sizseniz, onu değiştirecek olan da sizsiniz.

(Not: DAT Sisteminin eğitimini yılda 1 defa yüz yüze yapıyorum. DAT Sisteminin eğitim videolarını ayrıca satın alabilirsiniz. Bunun için iletişim numaralarından ekibimize ulaşabilirsiniz.)