Sizinle güzel bir zihin oyunu oynamak istedim…
Not: Bu bir zihin oyunudur, lütfen yorumlarda açıklama yapmayalım ki herkes eğlenebilsin :)
Kalbin temizse hikayen mutlu biter!
Sizinle güzel bir zihin oyunu oynamak istedim…
Not: Bu bir zihin oyunudur, lütfen yorumlarda açıklama yapmayalım ki herkes eğlenebilsin :)
Diplomatın biri, fakir bir adamın yanına gider ve:
-“Oğlunun evlenmesini sağlayabilirim” der.
– Oğlumun hayatına asla karışmam…
– Ama, kız Lord Rothschild’in kızı…
– Haaa! O zaman başka…
Diplomatın ikinci durağı, Lord Rothschild’in yanıdır.
– Kızınız için bir kısmet buldum Lord’um..
– Benim kızım evlenmek için henüz çok küçük…
– Ama, bu delikanlı halihazırda Dünya Bankası Başkan Yardımcısı…
– Bak o zaman başka…
Diplomat, Lord’un yanından ayrıldıktan hemen sonra soluğu Dünya Bankası Başkanı’nın yanında alır.
– Size başkan yardımcısı olarak tavsiye edeceğim, çok iyi bir delikanlı var.
– Şu an zaten ihtiyacımdan çok başkan yardımcım var, gerekmez…
– Ama, bu çocuk Lord Rothschild’in damadı…
– Bak o zaman oldu… Gelsin başlasın…
—–
Farklı bakmak, farklı düşünmek, farklı çözümler bulmanızı sağlar.
—–
NASA uzaya astronot gönderdiğinde tükenmez kalemlerin yer çekimi olmayan ortamda çalışmadığını fark etti. Yerçekimi olmadığı için mürekkep kağıdın üzerine akmıyordu.

Bu problemin çözümü NASA’ya on yıla ve 12 milyon dolara maloldu. Öyle bir tükenmez kalem ürettiler ki bu kalem, yerçekimsiz ortamda, yukarı yönde, suyun altında ve sıfırın altından 300 C’ye kadar olan sıcaklıklarda yazı yazmaya olanak sağlıyordu.
Peki Ruslar ne yaptı…?? Kurşun kalem kullandılar.
Fakat üzülmeyin, bakış açınızı değiştirirseniz ne harcadığınız para boşa gider, ne harcadığınız zaman..
Zira Amerika’lılarda da öyle oldu. Uzayda yazan tükenmez kalemi bulmak aynı zamanda mürekkep püskürten yazıcının bulunmasına da sebep oldu ve Amerika’lılar harcadıkları paranın en az 100 bin katını kazandılar.
Her problemin hem basit hem de uzun bir çözümü vardır. Hangisini seçeceğinizi vakit sıkıntınıza göre ayarlayın artık :)
Gökyüzünde yağan milyonlarca kar tanesinden yalnızca biriydi Jo.
Daha yeni ayrılmıştı bulut diye tabir edilen o kümeden ama fazla bir yolculuğu da yoktu doğrusu, topu topu bir saat sonra yeryüzüne düşecek ve kar olarak görevini tamamlayacaktı.
Etrafına bakındı, bazı kar arkadaşları deli gibi sağa sola hareket ederken bazıları ise rüzgâra teslim etmişlerdi kendini. Bir ara şöyle dedi içinden: ‘Acaba rüzgâr mı beni götürsün, yoksa ben mi beni?’
Kendi zaman kavramında uzun uzun düşündükten sonra ?60 dakikalık hayatımda istediğim gibi yaşayacağım? dedi ve o da deli gibi bir oraya bir buraya uçuştu.

Keyifli bir yolculuktan sonra artık yavaş yavaş yeryüzüne yaklaşmıştı Jo. Bir yanda yeryüzünü görmenin neşesini yaşarken bir yandan da kar olarak hayatının sonuna yaklaşmasının burukluğunu yaşıyordu içinde.
Yaklaştı da yaklaştı ve binaların arasında bir boşluğa, diğer kar arkadaşlarının üstüne düştü.
Şimdi diğer arkadaşlarıyla bir olmuştu artık. Gökyüzünde süzülme dönemi bitmiş yeryüzünde bekleme dönemi başlamıştı.
Aniden neşeli bağırışlar duydu. Yakınında çocuklar koşuşturuyor, bir şeylerle uğraşıyorlardı. Çocuklar kar topluyor ve elleriyle bir yere götürüyorlardı. Az önce tam yanındaki karları aldı yüzü soğuktan kıpkırmızı olmuş çocuk. Sonra aynı çocuk bir süre sonra tekrar gelip kendisi ile beraber çevresindeki tüm karları aldı ve onları kucağında bilinmeyen bir yere götürdü. Bir süre sonra Jo ne olduğunu anladı. Kendilerine benzer bir şey yapmışlardı bu çocuklar. Göz yerine iki siyah şey, burun yerine de turuncu renkte bir şey koymuşlardı.
Bir yandan yüzünde kocaman gülümsemeyle eğlenen, bir yandan da tir tir titreyen çocuk tam tepesine koydu Jo?yu bizim tarifimizle kardan adamın.
Zaman geçti hava karardı, zaten çocuklarda çoktan gitmişlerdi. Bütün geceyi yeryüzünü izleyerek geçirdi Jo. En karanlık saatlerde şehrin sessizliğini dinledi. Gece bastıran kar yağışında da hep kendi yolculuğunu hatırlardı. Derken hava aydınlanmaya başladı, birbiri ardına arabalar, acele acele yürüyen insanlar, daha uykudan uyanamamış okula giden çocuklar gördü Jo.
Birkaç saat sonra hafiften güneş açmaya başladı ve hava ısındı. Kaldırım kenarlarından öbek öbek sular akıyordu ve kendisinin de ısındığını hissetti Jo ve bir süre sonra da kardan adamın tepesinden bir su damlacığı olarak aşağıya doğru aktı.
O anda her şeyi unutmuştu Jo, artık yokolmuştu, hayır hayır yok olmamış suya dönüşmüştü Jo. Ya da Jo?nun yok olması bir başkasına hayat vermişti, küçük su damlacığına.
Küçük su damlacığının adı Jane idi. Jane?in ilk hatırladığı an, bir kaldırımın yanındaki sudan öbek öbek akışıydı, akıyordu bilinmeyen bir yere doğru. Sonra hızla bir kanalizasyon borusundan aşağıya düştü, artık yolculuğu karanlık bir yerde devam ediyordu. Uzun yolculuklar yaptı ve çok şeyler gördü Jane. Koca koca farelerden tut birbiryle adeta vıraklama yarışı yapan kurbağalara, amaçsızca yüzün su kurbağlarına, daha neler neler. Uzun bir yolculuktan sonra çok büyük bir su birikintisinde buldu kendini, orda da bir müddet hareket ettikten sonra durdu, sadece durdu. Haftalarca, aylarca öylece kaldı. Sonra havalar ısındı, güneş çok yakıcı bir hale geldi ve bir anda Jane tüm varlığını unuttu çünkü artık su değildi, su buhara dönüşmüştü.
Yeni doğmuştu buhar Jim uçan bir balon gibi yükseliyordu havaya, yükseldikçe gördüğü manzara karşında hayretler içinde kalıyordu.
Uzun bir yolculuktan sonra diğer arkadaşları ile bulut oldu ve oradan uzun bir süre yeryüzüne baktı. Sonra bir gün tüm benliğini unuttu ve bir kar tanesi olarak yeryüzüne düştü.
Yeryüzüne düşen kar tanesinin adı Mii idi, topu topu bir saatlik ömrü vardı.
…
17 Şubat 2008 – Kar Yağarken Düşündüklerim
Hakan Mengüç
Japonya’nın ünlü psikoloğu İsamu Saito, Kokology adında bir kitap çıkarttı ve tüm dünyada büyük satış rekorları kırdı. Bu kitabın amaçı metaforik testlerle kişilerin kendilerini keşfetmesi, kişiler kendilerini anlatırken çoğu zaman bırakın başkalarına kendilerine bile dürüst
olmazlar. Ama bu testleri oyun olarak gördükleri için, sonuna kadar dürüst olup kendi düşüncelerini söyleyebilirler. Sizin için bir kaç test paylaştım, okuyun ve kendinizi test edin.
Kokology: isim [japonca, kokoro, akıl, ruh, duygular + yunanca, -logia, öğrenimi]
Tokmağın inişi, kurnaz avukatların yorulmak bilmeyen çeneleri, karar okunurken çöken sessizlik ? Bir mahkeme salonundan daha fazla dramatik olmayı başaran çok az film sahnesi vardır.. Zekaların çarpıştığı gerilim dolu savaş alanında kimi zaman doğru ile yanlış arasındaki çizgi bulanıklaşır ve bu karışıklıkta kanun ve adalet kaybolur.
Mahkeme salonunda geçen bir filmde aktörsünüz, aşağıdakilerden hangisini oynardınız?
1. Avukat
2. Dedektif
3. Suçlu
4. Şahit.
Cevaplar:
Psikolojik açıdan aktör sizin sosyal kişiliğinizle ilintilidir, yani dış dünyayı karşıladığınız yüzünüz. Kendinizi bir aktör olarak hayal etmek size istediğiniz rolü oynama özgürlüğünü sunar. Mahkeme salonu dekoru ise sahneye gergin ve heyecanlı duygular katar. Oynadığınızı söylediğiniz rol bir kriz durumunda ne tepki verdiğinizi anlatır.
1.Avukat:
Ateş altında daima soğukkanlısınız ve sizi terlerken görmek çok zor. Fakat çok gergin durumlarda ortaya çıkan bir başka yüzünüz daha vaR: Kısıtlamaları unutacak kadar ateşli ve gerekirse patlamaya hazır bir savaşçı. Bu soğukkanlı ve ateşlilik sizi en umutsuz durumlarda bile düzlüğe çıkarıyor.
2.Dedektif:
Karmaşa ve karışıklık sizi etkilemiyor ve başkaları kendilerini kaybettiklerinde bile siz sakin kafayla düşünebiliyorsunuz. Çevrenizdekiler sizdeki bu serinkanlılığa saygı duyuyorlar ve zorda kaldıkları zaman sizden yardım istiyorlar. Bunun anlamı başınızdan hiç dert eksik olmaması ama siz stresten fazla rahatsız olmuyorsunuz, hatta sizi daha da sakinleştiriyor.
3.Suçlu:
İlk bakışta güçlü ve umursamaz görünüyorsunuz ama aslında savaşları sonuna kadar götürmek için gerekli olan şey sizde yok. İşler zora binince, kaygılanmakla vakit kaybediyori, sorunları çözmek yerine kendinizi yargılamaya başlıyorsunuz. Sizin için
yapılacak en iyi şey olayları daha pratik yoldan çözümleyebilen birisiyle ortaklık kurmaktır.
4.Şahit:
Her durumda uyumlu ve yardımsever olarak görüseniz de başkalarını memnun etmek için gösterdiğiniz fazla çaba sizi de bir dert kaynağı haline getiriyor. Herkesle her zaman geçinmek uğruna tutarsız ve hatta güvenilmeyecek birisi haline geliyorsunuz. Yaptıklaırınızın başkalarını mutlu ya da mutsuz edip etmediğinden sürekli endişe duymayı bırakmalısınız. Kendinizi ispatlamanız gereken tek kişi kendinizsiniz.
—–
GELECEĞİN HABERCİLERİ
Bir cumartesi günü evde tembellik ederken zil sesiyle yerinizden sıçradınız. Kapıyı açtığınızda çok şaşırıyorsunuz. Eşikte 2 hayvan duruyor. Size 2 mektup getirmişler. İçlerinde de geleceğe ait öngörüler var. Zarfları açınca 2 mektubun içeriğinin çok farklı olduğunu görüyorsunuz. Bir mektupta sizi mutlu bir geleceğin beklediği yazıyor. Diğeri ise felaketleri ve mutsuzluğu haber veriyor.
Aşağıda hayvanlardan hangisi size iyi haberi getirdi, hangisi kötü kehaneti iletti?
1.Kaplan
2.Köpek
3.Kuzu
4.Papağan
5.Kaplumbağa
Geleceğin Habercileri için Anahtar;
Seçtiği eş çoğu kişinin geleceğini etkiler. Hayvanlarla ilgili olumlu ve olumsuz çağrışımlarınız, psikolojik açıdan zengin ve karmaşık anlamlar taşır. Bu senaryoda mutluluk mesajı getiren hayvan, ideal eş olarak gördüğünüz kişiyi temsil eder. Diğeri ise sizi derin karanlıklara çekmesinden korktuğunuz kişiyi tanımlar.
1.KAPLAN
İyi Haber: Coşkulu, güçlü ve irade sahibi, hükmedici bir eşle mutlu olacağınıza inanıyorsunuz.
Kötü: Kibirli, oranın sahibiymiş gibi etrafınızda dolaşan, ev işlerine yardımcı olmaktan söz ettiğinizde homurdanan hükmedici bir eşe rast gelmekten ürküyorsunuz.
2.KÖPEK
İyi Haber: Bir eşte aradığınız en temel özellik kesin sadakat ve koşulsuz adanmışlıktır.
Kötü: Herkesi memnun etmeye çalışan ve başkalarının ne düşündüğüne fazla önem veren kişilerle asla anlaşamazsınız.
3.KUZU
İyi: Sizin için mutluluğun anahtarı sıcak kalpli ve ilgili bir eştir.
Kötü: Evde pinekleyen, her gün aynı şeyleri yapan sıkıcı bir eşle yaşamak zorunda kalmak sizi ürkütüyor.
4.PAPAĞAN
İyi: Size uygun olan eğlenmeyi seven, konuşkan ve güldürmeyi bilen bir eş.
Kötü: Çalışmaktan hoşlanmayan, sürekli gevezelik eden biriyle asla anlaşamazsınız.
5.KAPLUMBAĞA
İyi: Ciddi, güvenilir, ihtiyaç duyduğunuzda yanınızda bulunan bir eşle mutlu olursunuz.
Kötü: En büyük kabusunuz hayatınızı ağır hareket eden , pek zeki olmayan biriyle geçirmektir.
——
15 Aralık Perşembe günü Bayburt Üniversitesinde seminer vermek için saat 05.30’da Atatürk Havaalanındaydım. İlk önce Trabzon’a gidecek, oradan Bayburt’a gidecektim.
İnsanların korkuları ve fobileri üzerine çalışan birisi olduğum için bir çok anlamda kendimi de korkutmayı severim. Zira uçak yolculuğu yapmadan bir gün önce National Geographic kanalında Uçak Kazası Raporu belgeselini izledim. Her bölümünde farklı bir uçak kazasını inceleyen bu programda, bu bölümün konusu iç hatlarda gerçekleşen bir kazaydı.
Neyse, zihnimde uçak kazası raporu ile uçağa bindim. Trabzon’a vardık, ben Trabzon’dan Bayburt’un 1,5 saat sürdüğünü biliyordum, onun için oraya gidince yerim diye yemek yemedim. Sonra yolda öğrendim ki Bayburt üç saat sürüyormuş, bir de yol yapım çalışmalarından dolayı 45 dakika gecikince benim karnım iyice acıktı :) Saat 13.05’te Bayburt’a geldim, hemen seminer salonuna gittik. Arkadaşlar yemek hazırladıklarını söylediler ama benim seminerim 13.30 ile 14.30 arasıydı, programı sarkıtamazdım, çünkü akşam uçağına yetişmem lazım, yollar da kapalı olduğu için yemeği boşverdim, seminer salonunu, videoları ve mikrofonu ayarladık. 13.40’da çıktım, 14.30’da bitirdim, teşekkür kısmından sonra hemen tekrar otobüse binip Bayburt’a döndüm. Tabii bu arada hala yemek yiyememiştim :)
Neyse saat 18.30 gibi Trabzon’a geldim, güzel bir yemek yedim ve havaalanına gittim.
Uçağa bindiğimde 30 yaşında bir adamla, annesinin hostese seslendiğini duydum, kadın dedi ki, oğlumun uçak fobisi var, ne yapacağız? Hostes de, hiç bir şey olmaz korkmayın dedi :)
Ben de içimden, merak etme ben burdayken bir şey olmaz dedim :)
Sonra ilginç bir şey oldu, meğer yanlış yere oturmuşlar ve çocuğun koltuğu benim yanımmış :)
Yanıma geldi, uçak kalmaya hazırlanırken nefes alışı değişti, korkmaya başladı ve o anda ona döndüm ve çalışmaya başladım.
Uçaktan inerken, ‘İniş çok zevkliymiş diyerek gülüyordu’…
Bu arada Bayburt Üniversitesi öğrencilerine de teşekkür etmek istiyorum, gayet açık fikirli, sıcak kanlı ve katılımcı bir enerji sergilediler. Daha uzun kalmak isterdim ama bu seferlik böyle oldu…
Bir başka seminer maceramda görüşmek üzere :)

Mentalizm son zamanlarda çok popüler olunca mail adresime birçok “Mentalizm nedir, anlatır mısınız?” tarzında soru gelmiş, ben de herkese tek tek cevap vermek yerine buradan kendi fikirlerimi paylaşmak istedim.
Mentalizm nedir?
Mentalizm çoğunlukla psişik ve doğaüstü güç gösterilerini, sahnede insanları etkilemek için kullanan illüzyon sanatının bir kolu olarak biliniyor.
Fakat Mentalizm kendi içinde de çeşitli alanlara ayrılıyor ve her illüzyon sanatı ustası mentalizmi farklı tanımlayabiliyor, Derren Brown yönlendirme alanında kullanırken, Banachek psişik gösteriler sunuyor. (Hemde hali hazırda James Randi vakfının yöneticisi olmasına rağmen)
Kendi bakış açımdan, ben mentalizmi ikiye ayırıyorum.
1) İllüzyona dayalı Mentalizm: Burada kişi inandırıcı hikayeler içinde, yüksek oranda illüzyona dayalı gösteriler yapıyor ve gösterisinde hata yapma olasılığı neredeyse yok.

2) Yönlendirmeye dayalı Mentalizm: Bunlara ‘Non Gaffed’ deniyor, yani hile yok. Tamamen yönlendirmeye dayalı ve hata yapma olasılığı %20 ile %40’larda değişiyor. Fakat sahne sanatçıları bu hata yapma olasılıkları yüzünden her zaman b ve c planlarını cepte tutuyorlar. Bu tarz mentalizmde beden dili okuma, yönlendirme, yüz okuma, hipnotik telkin gibi teknikler kullanılıyor.
The Mentalist diye bir dizi var, tavsiye ediyorum.
The Mentalist dizisi, Mentalist’i (Mentalizm uygulayan kişi) şu şekilde tanımlıyor: Mentalist kelime anlamı olarak “zihinsel zekâsını kullanıp, telkin uygulayan kimse. düşünce ve davranışları yönlendirme uzmanı. “
VIP Education kurumunda İngilizce öğrencilerine kişisel gelişim üzerine bir seminer gerçekleştirdim.
Kuantum fiziği kuantum psikolojisini doğurdu. Bu her zaman olan bir şeydir. Düşünce felsefeyi, felsefe psikolojiyi doğurur. Bugün okutulan Psikoloji bölümleri felsefeden doğmuştur, felsefe ise düşünceden…
Her zaman çürük elmalar olur ama parmak ayı gösterdiğinde cahil insan parmağa, bilge insan aya bakar…
Biz aya bakalım ve izleyelim..