Bana göre şans fırsatlarla hazırlıklı olarak karşılaşmaktır. Herkes fırsatlarla her zaman karşılaşır ama o fırsatı değerlendirebilecek donanımın yoksa o zaman o şans olmaz.
Hayat bize ikinci şansı her zaman verir, adına da ‘yarın’ denir.
Kalbin temizse hikayen mutlu biter!
Bana göre şans fırsatlarla hazırlıklı olarak karşılaşmaktır. Herkes fırsatlarla her zaman karşılaşır ama o fırsatı değerlendirebilecek donanımın yoksa o zaman o şans olmaz.
Hayat bize ikinci şansı her zaman verir, adına da ‘yarın’ denir.
Niçin korkuyoruz?
Başarısız olmaktan mı?
Reddedilmekten mi? Küçük düşmekten mi?
Rezil olmaktan mı?
Sırf bu korkular yüzünden hayatımızı hep kısır bir dairenin içinde yaşıyoruz bazen.
Bazen geç kaldığımızı düşünüyoruz.
(devamı için resme tıklayabilirsiniz.)
Başarısız olmaktan mı? Reddedilmekten mi? Küçük düşmekten mi? Rezil olmaktan mı?
Sırf bu korkular yüzünden hayatımızı hep kısır bir dairenin içinde yaşıyoruz bazen.
Bazen geç kaldığımızı düşünüyoruz.
Bazen risk almaktan korkuyoruz ama şunun farkında değiliz, en büyük risk, hiç risk almamaktır.
Fikirlerimiz, hayallerimiz, hedeflerimiz bizimle birlikte mezara gitmemeli!
Yaşlı adam son vasiyetinde oğluna şöyle demiş;
Oğlum! Cesaretli ol! Hayatına geri baktığın zaman yaptıkların için değil, yapmadıkların için üzüleceksin?

Neden Amerikan filimlerinde kahve hep starbucks’tan içilir? Ya da filmlerde hep Apple bilgisayarları görürüz? Bir çiçeğin kokusunu daha çok sevmemize rağmen, niye pahalı parfümler alırız?
Kişinin boynundaki haç nasıl onun dinini temsil ediyorsa, artık Louis Vuitton çanta, Rolex saat, Lacoste tshirt’te kişinin sosyal statüsünü gösteriyor. Artık şirketler aidiyet yaratma peşinde.
Pazarlama dünyası 2000’li yıllardan itibaren bilinçaltına satış yapmanın yollarını araştırmakta ve 2011 yılından itibaren ise bilinçaltını etkileyen bir çok teknik kullanmaktadır. Beynin nasıl çalışıp, nasıl karar verdiğini bilimsel teknikler ile ölçen bu bilim/pazarlama yöntemine ‘nöromarketing’ veya bazı araştırmacıların dediği gibi ‘bilinçaltı pazarlama’ deniyor.
Pazarlama endüstrisi daha fazla satış yapabilmek adına, bilinçaltının etki mekanizmalarını öğrenmek için pre-test ve post-testler ile duygusal bağlılık (emotional engagement), dikkat (attention), akılda kalıcılık (memory retention) gibi üç önemli konuyu ölçüyor. Böylece çıkan sonuçlar ışığında ürünlerini nasıl daha fazla satabileceklerini keşfetmiş oluyorlar.
Özellikle son 4 yılda, kişilere çeşitli imaj, slogan ve bazı veriler sunularak fMRI, SST (Steady State Topography), EEG (Electroencephalography), Göz İzleme (Eye-Tracking, Deri İletkenliği gibi yöntemlerle gönüllü deneklerin izledikleri görüntülerden ne kadar etkilendiği tespit edilip, bunlar çeşitli reklam kampanyalarında kullanılmaya başlanmıştır.
Yapılan araştırmalarda ortak çıkan sonuç şu; Biz en çok doğum ve ölüm figürlerine tepki veriyoruz. Yani Seks ve Korku.
Aşağıdaki resime dikkatle bakın ne görüyorsunuz?
Bir gazete ilanı
Önemli olan zirveye çıkmak değil, her gün bir adım daha ilerlemektir. Neyi başardığınızın bir önemi yok, her gün bir adım ilerlemek, gelişmek bizi mutlu eder. Hayat bisiklet sürmeye benzer, pedalı hep çevirmek gerekir, pedalı çevirmeyi bırakırsak bir gün düşeriz. İlerlemek kendi içinde zorlukları da meydana getirir ama bizi mutlu eden zorlukları aşmaktır zaten.
Kaçımız soyulmuş ayçekirdeği seviyoruz? Ama onu biz çıtlattığımızda, biz soyduğumuzda tadı başka oluyor.
Bazen tek sorunumuz, sorunları sorun olarak görmemiz. Sorunlar bizim ilerlememizi sağlarlar. Sorunlar gelişimiz için birer armağandır.
İlerlemeye devam.
Hakan.
Başınıza mutlaka gelmiştir. Bir ortama gidersiniz veya bir etkinliğe, orada birisi size gıcık olmuştur, size kötü kötü bakıyordur vs.
Tabii ki sizin yaptıklarınızdan dolayı da gıcık olmuş olabilir ama bazen siz hiç bir şey yapmasanız da size gıcık olabilirler.
Gelin bunun nedenini inceleyelim. (resme tıklayınız.)
“Kitap okuyamıyorum, 5-10 sayfasını okuyup bir kenara atıyorum” diyenlerden misiniz?
Gelin bunun nedenini inceleyelim;
Öncelikle bu sorunun insanların %90’ında olduğunu söyleyerek başlamak istiyorum.
Bir kitapçıya gittiniz ve kitapçıda yüzlerce veya binlerce kitap var ama siz roman veya psikoloji kitabı ya da başka bir kitap aldınız, neden?
Çünkü kitap ya ilginizi çekti (başlığı vs.) ya da birisi bu kitabı size önermişti. (arkadaş, dergi, tv vs.)
Yani o kadar kitap içinden o kitabı almanızın sebebi, ilginizi çekmesiydi. Arkadaşınız bile önerse, ilginizi çekmediği sürece o kitabı almazsınız değil mi?
Fakat çoğu kitabın içeriği başlığı kadar ilgi çekici değildir, bu yüzden kitabı aldınız ve birkaç sayfa okuyup bir kenara koydunuz (attınız). Neden? Çünkü ilginizi çekmedi.
Geçen gün bir kitap aldım, başlığı bana ilgi çekici gelmişti. 10 sayfa filan okudum ve sıkılmaya başladım, çünkü kitap gereksiz tekrarlar ve sürekli ana konudan uzaklaşan paragraflarla doluydu. Ben de kitabı kapattım ve o gün bugündür bir daha açmadım.
Her kitap yazan kişi güzel yazacak diye bir şey yok ve durup dururken kendimizde sorun üretmemeliyiz. Kitabı beğenmemişseniz, içeriği sıkıcı ise okumazsınız bu kadar basit. Gidin ve içeriği ilginizi çekecek başka kitaplar bulun. Dünya kitap kaynıyor ve internette istemediğiniz kadar kaynak, yazı var.
Web karmaşasından kaybolmamak için beğendiğiniz sitelere abone olun veya onları sık kullanılanlara ekleyin. Böylece yazı yazdıkları zaman haberiniz olur.

Bazen işimiz dolayısıyla bir kitabı okumak mecburiyetinde kalıyoruz. Mesela benim okuduğum bir psikanaliz kitabı var ve kitap o kadar ağır bir dille yazılmış ki her paragrafta burada ne demek istemiş diye uzun uzun düşünmek gerekiyor.

Bu tür durumlarda olayı (zorunluluğu) eğlenceli hale getirmek durumundayız. Yoksa o kitap bitmez. Mesela ben ne yapıyorum anlatayım; Benim alanımla ilgili olan arkadaşlarımı çay sohbetine davet ediyorum, 2 saat bu kitaptan paragraflar okuyup ne anlatılmak istendiği üzerine tartışıyoruz. Ve herkesten çok değişik yorumlar ve kendi hayatlarından örnekler çıkıyor. Günün sonunda hem kitabı okumuş oluyoruz, hem eğleniyoruz hem de yeni bilgiler öğrenip kendimizi geliştiriyoruz.
Benim şimdilik bulduğum yol bu, yaratıcılığınızı kullanıp daha eğlenceli yollar bulabilirsiniz elbet.
Özellikle bazı müzikler beyin dalgalarımızı alfa seviyesine getiriyor. Bu da kitap okurken odaklanmamızı sağlıyor. Aşağıda ney sesi ile hazırladığımız bu kayıtta özellikle ders çalışırken, kitap okurken dinlemek için.

Doğru nefes egzersizleri hem beyninize gerekli besini yani oksijeni verecektir hem de rahatlayıp daha iyi odaklanmanıza yardımcı olacaktır.
Başarının tesadüf eseri oluştuğunu düşündüğümüzde hayat bizim için tam bir karmaşaya dönüşür. Çünkü bizim için artık herhangi bir konuda yükselebilmek tamamıyla şansa bağlıdır.
Ve pek çok insan için, başarının tesadüf eseri oluştuğuna inanmak daha kolaydır. Peki neden böyle inanırız?
Biz insanlar olarak genellikle bütüne bakarız ve bütünü görürüz?
Kıvanç ünlü olduysa yakışıklı olduğu için,
Obama başkan olduysa, bilmem kim onu desteklediği için,
Acun başarılı olduysa şanslı olduğu için vs. vs.
Bütüne baktığımızda ise iki tür yanılgıya düşeriz;
1) Ben onun kadar yakışıklı değilim, onun kadar güzel sesim yok demek ki ben onun gibi başarılı olamam.
2) Ben onun kadar yakışıklıyım, onun kadar güzel sesim var demek ki ben onun gibi başarılı olabilirim.
Yukarıdaki iki düşünce de yanlış bir düşünme biçimidir. Çünkü yakışıklı olmak, sesi güzel olmak, becerikli olmak ancak başarılı olmanın bir kaç detayından biridir. Tabii ki her işin avantaj ve dezavantajlar vardır. Sarışın, uzun boylu ve iyi vücutlu bir erkeğin jön olma ihtimali daha yüksektir.
Ama zayıf yanlarımızın değil güçlü olduğumuz yönlerin üzerine gitme eğiliminde olmalıyız. Uzun boylu birisinin jokey olmak istemesi onun için bir dezavantaj, aynı şekilde kısa boylu birinin de basketçi olmak istemesi onun için bir dezavantaj. Bu yüzden güçlü olduğumuz yönlerde ilerlediğimizde, hedefimize daha kolay ve daha hızlı ulaşabiliriz.

Başarı bir çok detayın birleşimi ile oluşur.
Giyim, konuşma, beden dili, gömleğin renginin seçimi, yerine göre kol düğmesi takılması, bakışların kullanımı vs. vs. bunların hepsi konuştuğumuz ve iletişimde bulunduğumuz insanların bilinçaltını etkiler ve bizim hakkımızda kalıcı kararlar vermelerini sağlar.
Geçen aylarda Madonna Türkiye’ye konser vermeye geldi. Pek çok Madonna seveni Madonna’yı sevdiği ve şarkılarını dinlemek için konsere gittiğini düşünüyor. Peki Madonna’nın Türkiye’ye 45 tır ve 3 Uçak’la geldiğini duymuş muydunuz? (İlgili haber )
Madonna’nın şarkı söyleyebileceği ses sistemi Türkiye’de yok mu? Tabii ki var ama onun istediği kadar ayrıntı ve detay yok ya da bu işi şansa bırakmıyorlar. Biz Madonna’yı izlediğimizi düşünürken aslında Madonna’nın 45 tır ve 3 uçakla hazırlanmış detaylar bütününü izliyoruz.
Hayatınızla ilgili arıntılara dikkat etmeniz dileğiyle,
:) Hakan Mengüç – 4 Nisan 13
Başınıza mutlaka gelmiştir, bir ortama girersiniz veya bir etkinliğe gidersiniz orada biri size gıcık olmuştur, bakışlarından, davranışlarından bunu açıkça anlarsınız.
Tabii ki sizin yaptıklarınızdan dolayı da gıcık olmuş olabilir ama bazen siz hiçbir şey yapmasanız da size karşı düşmanca tavır takınabilirler. Gelin bunun nedenini inceleyelim.
Bu en başta gelen nedenlerden birisidir. İnsanların bir çoğu kendisinde olmasını istediği ama olmadığı özellikler başkasında olunca o kişiye gıcık olur. Bu yüzden şöyle sözler vardır; ‘Sarışınlar aptal olur.‘, ‘Boyu uzun olanın aklı kısa olur.‘ vb. yani birinci neden güzelliğiniz olabilir.
Eğer yeteneğinizi sergileyen bir ortamdaysanız da birileri yukarıdaki etmenlere benzer bir nedenden size gıcık olabilirler. İyi gitar çalıyorsunuzdur, güzel şarkı söylemişsinizdir, iyi dans etmişsinizdir veya komik bir fıkra da anlatmış olabilirsiniz. Ya sizin yeteneğinizi kıskandığı için size gıcık olmuştur ya da yeteneğiniz sayesinde gruptaki en dikkat çekici kişi olduğunuz için size gıcık olmuştur.
Tüm bu yukardaki etmenler yoktu ama yine de bana gıcık oldu diyorsanız bunun nedeni bilinçaltının benzeşim kuralıdır.
Öncelikle bilinçaltının görevi sizi hayatta tutmaktır. Bu yüzden birisi size zarar verdiğinde, sizi kazıkladığında veya sizi aşağıladığında o insanın görüntüsünü, yüz hatlarını, sakal bıyık şeklini ve ses tonunu kopyalar ve kaydeder. Daha sonra o kişiye benzer birisi ile karşılaştığında size hemen kendinizi kötü hissettirir ve o insana karşı bilmediğiniz bir kızgınlık oluşur.
Bu yüzden birisi size durup dururken gıcık olduysa ve kötü davrandıysa bunu kişisel algılamayın. Bu büyük oranda karşı tarafın yetersizliğinden veya bilinçaltındaki bilmediği bir kayıttan dolayıdır.
Siz keyfinize bakın.
Bill Cosby demiş ki; “Size mutluluğun sırrını veremem ama mutsuz olmak istiyorsanız başkalarını memnun etmeye çalışın.”




Direk olmasa da, dolaylı yoldan mümkün.
Öncelikle biraz teknik bilgi. Beynimiz hayal ile gerçeği ayırt edemez. Bunun nedeni aslında bizim gözlerimizle değil beynimizle görüyor olmamızdır. Aslında gözlerimiz görmez, gözlerimiz sadece elektirik akımlarını beynin görme merkezine iletir. Kör olan insanlar da rüya görebilir mesela…
Bu yüzden beyin etkili bir şekilde hayal kurulduğunda bunu gerçek zanneder.
Research Quarterly?de yayınlanan çok ilginç bir araştırma vardır. Bu araştırmada basketbol oynayan öğrenciler üç guruba ayrılıyorlar. İlk gurup basketbol topunu fileye sokabilmek için 20 gün boyunca fiziksel antreman yapıyor. Ter döküyor. İkinci gurup hiçbir şey yapmıyor, yan gelip yatıyor. Üçüncü gurupsa 20 gün boyunca her gün zihinse antreman yapıyor.
Yani zihinlerinde hayali olarak topu tutuyorlar, paslaşıyorlar, çok güzel atışlar yapıyorlar, terlediklerini hissediyorlar, inanılmaz güzellikte bir maç çıkararak seyircinin alkış seslerini duyuyorlar, maç bitiminde gelen tebrikleri kabul ediyorlar.
20 günün sonunda her gün antreman yapan ilk gurubun performansında % 24?lük bir artış oluyor. Yan gelip yatan ikinci gurupta, beklenilebileceği gibi, hiçbir değişiklik yok. Zihinsel antreman yapan üçüncü gurubun performansında da % 23?lük bir artış oluyor. Dikkat edin! Topu ellerine bile değdirmeden hemen hemen ilk gurup kadar başarı sağlıyorlar.
Yıllar önce Bursa’da bir koşucuyu çalıştırıyordum. Ona zihinsel antreman, yani hayal ettirerek antreman yaptırırdım ve bu antremanda terlerdi, yorulurdu. Normal çalışmalarına da devam etti ve Bursa’daki yerel bir koşuda Bursa birincisi olmuştu.
Hayal etmek deyince sadece zihinde görmek akla geliyor ama etkili olabilmesi için beş duyunuzu da katmalısınız. Yani hem görmeli, hem duymalı, hem dokunduğunuz yerleri hissetmelisiniz vs.
Hayal gücünüz büyük bir yardımcınız, onu yadsımayın.
BBC’nin de bu konuda araştırması var, videoyu aşağıya ekledim.
Sevgiler, Hakan.