Bu bir farkındalık ve bilgilendirme yazısıdır.
Bir film izlerken zamanın nasıl geçtiğini unuttuğunuz oldu mu? İçinde bulunduğunuz odayı bir süre fark etmediğiniz, bir karakterin acısını kendi içinizde hissettiğiniz, sahnenin kurgu olduğunu bildiğiniz hâlde gözyaşlarınızı tutamadığınız anlar…
Böyle anlarda dikkatiniz hikâyenin içine yerleşir. Dışarıdaki dünya geri planda kalırken ekrandaki dünya duygularınızda karşılık bulur.
Gündelik dilde bu deneyime “transa kapılmak” diyebiliriz. Ancak bir filme dalmak, yoğun duygulanmak ve klinik hipnoz aynı şey değildir. Hipnozda odaklanmış dikkat ve telkine yanıt verme önemli yer tutar; her yoğun odaklanma deneyimini hipnoz olarak adlandırmak doğru olmaz. Bu yazıda “trans etkisi” ifadesini, dikkatin daralması ve kişinin bir deneyime kendini kaptırması anlamında kullanıyorum. Amerikan Psikoloji Derneği
İnsan zihninin aynı anda işleyebildiği bilgi sınırlıdır. Bir yandan konuşmaları dinlerken diğer yandan ekrandaki yazıları okumak, görüntüleri takip etmek ve gelen bildirimlere bakmak bu sınırı fark etmemizi sağlar.
George Miller’ın 1956 yılında yayımladığı çalışmayla tanınan “yedi, artı veya eksi iki” ifadesi, zamanla zihnin değişmez bir kuralı gibi anlatılmıştır. Oysa kapasite; göreve, bilginin nasıl gruplandığına ve kişinin önceden bildiklerine göre değişir. Sonraki araştırmalar, belirli koşullarda yaklaşık dört bilgi biriminin tutulabildiğini göstermiştir. Buradan “Yedinci bilgiden sonra bilinç kapanır ve verilen her şey bilinçaltına yerleşir” sonucu çıkarılamaz. Nelson Cowan’ın değerlendirmesi
Örneğin, 2–5–6–2–2–8–5–3 dizisini hatırlamakta zorlanabiliriz. Aynı diziyi 256–228–53 şeklinde grupladığımızda işimiz kolaylaşabilir. Değişen, sayıların kendisinden çok onları zihnimizde düzenleme biçimidir.
Sinema, dikkatimizi düzenleme konusunda güçlü bir anlatım diline sahiptir. Kamera bir yüze yaklaştığında o yüzün ifadesine yöneliriz. Kadrajın dışında kalanları göremeyiz. Kurgu, bir bilgiyi bizden saklayıp başka bir bilgiyi öne çıkarır. Müzik, henüz görünür bir tehlike yokken bile yaklaşan bir şeyler olduğu hissini hazırlayabilir.
Bir gerilim sahnesini düşünün: Boş bir koridor, yavaşlayan adımlar, kapalı bir kapı ve uzayan bir sessizlik… Burada dikkati yakalayan şey aşırı bilgi değildir. Bazen tek bir ayrıntı ve onun etrafında kurulan beklenti yeterlidir. Dolayısıyla sinemanın etkisini yalnızca karmaşayla açıklayamayız; sadelik, ritim ve merak da aynı ölçüde önemlidir.
Film izleyen kişiler üzerinde yapılan araştırmalarda, bazı yapımların izleyicilerin beyin etkinliklerinde benzer zaman örüntüleri oluşturduğu görülmüştür. Bu benzerlik, film içeriğine ve yönetim biçimine göre değişir. Bulgular sinemanın dikkati ortak noktalara yöneltebildiğini destekler; herkesin aynı düşünceyi benimsediğini veya iradesini kaybettiğini göstermez. Hasson ve arkadaşları, Neurocinematics
Hikâyenin etkisi, film bittiğinde de sürebilir. Bir karakterin dünyasına yaklaştığımızda onun seçimlerini daha anlaşılır bulabiliriz. Anlatıya kapılma üzerine araştırmalar, hikâyeye daha fazla dalmanın hikâyeyle uyumlu inançları ve karakterlere yönelik değerlendirmeleri etkileyebildiğini gösteriyor. Bu, sinemanın hem empati kurdurma hem de belirli bir bakış açısını çekici hâle getirme gücünü anlamamıza yardımcı olur. Green ve Brock’un araştırması
Toplumsal yaşamda da benzer dikkat ve duygu düzenlemeleriyle karşılaşırız. Reklamlarda ürün bir mutluluk hikâyesine yerleştirilir. Siyasi iletişimde karmaşık meseleler kısa sloganlarla anlatılır. Törenlerde, konserlerde ve kalabalık etkinliklerde müzik, tekrar ve ortak hareketler aynı ana katılma deneyimini güçlendirmek için kullanılır. Bunların tamamını “toplumsal hipnoz” diye adlandırmak fazla genelleyici olur. Her bağlamın amacı ve insanlar üzerindeki etkisi farklıdır.
Tekrarın ise özellikle üzerinde durmak gerekir. Aynı sözü sık duymak, o sözü tanıdık hâle getirir. Araştırmalar, tekrar edilen ifadelerin daha doğru algılanabildiğini gösteriyor. Bu yüzden bir iddianın her yerde karşımıza çıkması, doğruluğuna ilişkin bağımsız bir kanıt değildir. Tekrar ve doğruluk algısı üzerine araştırma
Bu bilgilerle reklamları, haberleri ve filmleri incelerken şu sorulara bakabiliriz: Dikkatim hangi ayrıntıya çekiliyor? Hangi bilgi dışarıda kalıyor? Bende uyandırılan duygu, anlatılan iddiayı değerlendirme biçimimi etkiliyor mu? Bir düşünceyi kanıtları nedeniyle mi benimsiyorum, yoksa artık çok tanıdık geldiği için mi?
Bir filmden etkilenmek, müzikle coşmak veya bir hikâyede kendimizden bir parça bulmak hayatın değerli deneyimleridir. Farkındalık, bu deneyimlerin içinde kendi tepkilerimizi de görebilmektir.
Bazen bunun için küçük bir duraklama yeterlidir: Ekrandan başımızı kaldırmak, duygumuzun yatışmasını beklemek, duyduğumuz iddianın kaynağına bakmak…
Dikkatimizin nereye yöneldiğini fark etmek, seçimlerimizi daha bilinçli yapabilmemiz için bir başlangıçtır.